Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
sol 1 reklam
sol 2 reklam
sag 1 reklam
sag 2 reklam

Kore Savaşı ve Türkiye’nin NATO’ya Girişi: Türkiye’nin Kore’ye Asker Gönderme Süreci

Kore Savaşı’nın gelişimini, Türkiye’nin Kore’ye asker gönderme kararını ve savaş sürecinde NATO üyeliği için yürüttüğü girişimleri ele alıyoruz. Türkiye, 18 Şubat 1952’de NATO’ya katıldı.

Kore Savaşı ve Türkiye’nin NATO’ya Girişi: Türkiye’nin Kore’ye Asker Gönderme Süreci

Kore Savaşı, 1950-1953 yılları arasında Kore Yarımadası’nda yaşanan ve Soğuk Savaş’ın ilk büyük sıcak çatışmalarından biri olan savaştı. Türkiye, savaş sırasında Birleşmiş Milletler kuvvetleri içinde yer aldı ve Kore’ye asker gönderen ülkeler arasında bulundu. Aynı dönemde Türkiye’nin NATO’ya katılma girişimleri de devam etti ve Türkiye, savaşın sona ermesinden yaklaşık bir buçuk yıl önce, 18 Şubat 1952‘de NATO üyesi oldu.

Türkiye’nin Kore Savaşı’na katılımı ile NATO üyeliği aynı dönemde gerçekleştiği için iki gelişme arasında doğrudan bir ilişki kuruldu. Kronolojik kayıtlar ise Türkiye’nin NATO’ya girme isteğinin Kore Savaşı’ndan önce başladığını, savaş sırasında bu hedefin devam ettiğini ve 1951-1952 döneminde üyelik sürecinin tamamlandığını gösteriyor.

Kore Savaşı Öncesinde Türkiye ve Batı İttifakı 

Türkiye’nin Kore Savaşı’na katılımını ve NATO üyeliğini anlamak için savaşın başlamasından birkaç yıl öncesine gitmek gerekiyor. II. Dünya Savaşı sonrasında Türkiye’nin güvenlik politikası, Sovyetler Birliği ile yaşanan gerilim ve Batı ülkeleriyle gelişen ilişkiler çerçevesinde şekillendi.

II. Dünya Savaşı sonrasında Türkiye’nin güvenlik politikası 

II. Dünya Savaşı’nın ardından Sovyetler Birliği’nin Türkiye’den Kars ve Ardahan üzerinde taleplerde bulunması ve Boğazlar rejiminin değiştirilmesini istemesi Ankara’nın güvenlik endişelerini artırdı.

Türkiye bu dönemde ABD ve Batı Avrupa ülkeleriyle siyasi, ekonomik ve askerî ilişkilerini geliştirdi. Truman Doktrini kapsamında Türkiye’ye Amerikan askerî ve ekonomik yardımı sağlandı. Marshall Planı da Türkiye’nin Batı ekonomik sistemiyle bağlarını güçlendirdi.

Bu gelişmeler Türkiye’nin güvenlik politikasında Batı ile yakınlaşmayı belirgin hale getirdi. NATO’nun kurulmasıyla birlikte Ankara’nın hedeflerinden biri de yeni Atlantik güvenlik sisteminin içinde yer almaktı.

Türkiye’nin NATO’ya katılma girişimleri 

Türkiye’nin NATO’ya ilgisi, ittifakın kuruluşundan önce başladı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın tarihî belgelerine göre Türk hükümeti 1948 sonu ve 1949 başında NATO’ya dahil olma isteğini Washington’a bildirdi. Türkiye, 1949’da kurulan NATO’nun kurucu üyeleri arasında yer almadı.

Türkiye’nin NATO üyeliği için yaptığı Ağustos 1950 başvurusu da kabul edilmedi. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın kayıtlarında, Türkiye’nin resmî üyelik talebinin bu tarihte yapıldığı ve daha sonra reddedildiği belirtiliyor.

Bu dönemde NATO üyeleri, Türkiye’nin ittifaka alınmasının doğuracağı askerî ve siyasi sonuçları değerlendiriyordu. Türkiye’nin Sovyetler Birliği ve Bulgaristan ile sınırı bulunması, NATO’nun savunma yükümlülüklerini daha doğuya taşıyacaktı. NATO’nun 1950-1951 dönemine ilişkin tarihçesinde Türkiye’nin üyeliğinin bu nedenle siyasi ve askerî boyutlarıyla tartışıldığı belirtiliyor.

Böylece Türkiye’nin NATO üyeliği için yürüttüğü girişimlerin Kore Savaşı’ndan önce başladığı belgelerle ortaya çıkıyor.

Kore Savaşı’nın Başlaması 

Türkiye’nin NATO üyeliği için girişimlerini sürdürdüğü sırada Kore Yarımadası’nda savaş başladı. Bu gelişme kısa sürede Birleşmiş Milletler’i doğrudan ilgilendiren uluslararası bir çatışmaya dönüştü.

Kore’nin bölünmesi 

II. Dünya Savaşı’nın sonunda Japonya’nın Kore üzerindeki egemenliği sona erdi. Sovyetler Birliği Kore’nin kuzeyini, ABD ise güneyini işgal etti. İki bölge 38. paralel çevresinde ayrıldı.

1948’de güneyde Kore Cumhuriyeti, kuzeyde Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti kuruldu. Böylece Kore Yarımadası’nda iki ayrı devlet ortaya çıktı. Her iki yönetim de bütün Kore üzerinde egemenlik iddiasını sürdürdü.

Bu siyasi bölünme, kısa sürede ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki Soğuk Savaş rekabetinin önemli cephelerinden biri haline geldi.

Kuzey Kore’nin saldırısı ve BM müdahalesi 

25 Haziran 1950’de Kuzey Kore birlikleri 38. paraleli geçerek Güney Kore’ye saldırdı. Kuzey Kore ordusu kısa sürede Seul’ü ele geçirdi ve güneye doğru ilerledi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Güney Kore’ye yardım edilmesi yönünde kararlar aldı. ABD öncülüğünde BM kuvvetleri oluşturuldu ve farklı ülkeler askerî veya tıbbi destek vermeye başladı.

Savaşın ilk aylarında Güney Kore ve BM kuvvetleri Pusan çevresine kadar geri çekildi. Eylül 1950‘de İnçon Çıkarması ile savaşın seyri değişti. BM kuvvetleri Seul’ü geri aldı ve ardından 38. paraleli geçerek Kuzey Kore topraklarında ilerledi.

Çin’in savaşa katılması 

BM kuvvetlerinin kuzeye ilerlemesi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin savaşa müdahil olmasına yol açtı. Çin birlikleri Ekim 1950’de Kore’ye girmeye başladı ve Kasım 1950’de geniş çaplı bir taarruz başlattı.

Çin müdahalesi savaşın yönünü yeniden değiştirdi. Kuzeye ilerleyen BM kuvvetleri geri çekilmeye başladı. Türk Tugayı da Kore’ye ulaştığı sırada savaşın bu yeni safhasına girdi.

Türkiye’nin Kore’ye Asker Gönderme Kararı 

Türkiye, Kuzey Kore’nin saldırısının ardından Birleşmiş Milletler’in Güney Kore’ye yönelik askerî desteğine katılma kararı aldı. Bu karar, Türkiye’nin Kore Savaşı’ndaki askerî varlığının başlangıcı oldu.

4.500 kişilik kuvvetin gönderilmesi 

TBMM’nin yayımladığı tarihî belgelerde, 25 Temmuz 1950‘de Bakanlar Kurulu’nun Kore’de görev yapmak üzere 4.500 kişilik bir Türk savaş birliğinin BM emrine verilmesine karar verdiği belirtiliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerinde de Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü’nün 26 Temmuz’da BM’ye 4.500 kişilik Türk savaş gücü teklif ettiği ve ABD’nin bu kuvvet teklifini kabul ettiği görülüyor.

Türk birliği, Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasında Kore’ye gönderildi. Birlik 241. Piyade Alayı temelinde oluşturuldu ve topçu, istihkâm, sağlık, ulaştırma ve diğer destek unsurlarıyla tugay seviyesinde teşkilatlandırıldı.

Türk Tugayı Kasım 1950’de Kore’ye ulaştı. O tarihte savaşın seyri yeniden değişmiş, Çin kuvvetleri BM birliklerine karşı büyük bir taarruz başlatmıştı.

Türkiye’nin Kore Savaşı’ndaki ilk muharebeleri 

Türk Tugayı Kore’ye ulaştıktan kısa süre sonra Kunuri Muharebeleri ile büyük çaplı çatışmaların içine girdi. Çin kuvvetlerinin Kasım 1950’deki taarruzu sırasında Türk Tugayı BM kuvvetlerinin harekâtına katıldı ve ağır çatışmalar yaşadı.

Kunuri, Türk Tugayı açısından savaşın en ağır safhalarından biri oldu. Tugay ciddi kayıplar verdi ve savaşın devamında yeniden düzenlenerek görevini sürdürdü.

Kunuri’deki çatışmalar, Türk Tugayı’nın hangi görevi aldığı, Çin kuvvetlerinin bölgedeki askerî yapısı, muharebenin gelişimi ve tarafların kayıpları açısından ayrı bir askerî tarih incelemesini gerektirecek kapsamdaydı. Bu nedenle Kunuri’nin ayrıntıları ayrı bir makalede ele alınabilir.

Savaşın sonraki safhalarında Türk birlikleri 

1951’den itibaren Kore Savaşı’nın hareketli safhası yerini daha sabit cephe hatlarına bıraktı. Türk birlikleri bu dönemde savunma ve taarruz görevlerinde kullanılmaya devam etti.

Kumyangjang-Ni Muharebesi, Türk Tugayı’nın savaşın sonraki dönemindeki önemli çatışmalarından biri oldu. Türk birlikleri savaşın farklı safhalarında çeşitli operasyonlara da katıldı.

Birinci Türk Tugayı’nın görev süresinin ardından yeni Türk tugayları Kore’ye gönderildi. Böylece Türkiye’nin Kore’deki askerî varlığı savaşın tamamına yayıldı.

Kore Savaşı Sürerken NATO Üyeliği Süreci 

Türkiye’nin Kore’ye asker göndermesiyle birlikte NATO üyeliği konusu da gündemde kalmaya devam etti. Savaşın ilk aylarında yapılan NATO değerlendirmeleri, Türkiye’nin üyeliğinin henüz kesinleşmediğini gösteriyor.

1950’de NATO başvurusunun reddedilmesi 

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 1950 tarihli belgelerine göre Türkiye’nin Ağustos ayında yaptığı NATO üyeliği başvurusu kabul edilmedi. Aynı belgelerde ABD’nin o tarihte Türkiye ve Yunanistan’ın tam üyeliğinin NATO’nun askerî planlaması açısından yaratacağı sonuçları değerlendirdiği görülüyor. ABD Genelkurmay Başkanlığı da Eylül 1950’de Türkiye ve Yunanistan’ın üyeliği konusunda daha ileri bir değerlendirme yapılmasını önermişti.

ABD’nin 1950 sonundaki değerlendirmelerinde Türkiye’nin NATO içinde doğrudan üyelik yerine Akdeniz savunma planlamasına sınırlı biçimde dahil edilmesi de gündeme geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerinde bu formülün Türkiye’ye önerildiği görülüyor.

Bu durum, Türkiye’nin NATO’ya alınmasının Kore Savaşı başladıktan hemen sonra gerçekleşmediğini gösteriyor. Türkiye’nin üyelik talebi devam ederken ittifak içinde Türkiye’nin konumu konusunda görüşmeler sürüyordu.

1951’de NATO üyeliği için karar sürecinin hızlanması 

1951’de Türkiye ve Yunanistan’ın NATO üyeliği yeniden ciddi biçimde gündeme geldi. NATO’nun tarihçesine göre iki ülke Mayıs 1951‘de üyelik taleplerini yeniledi.

NATO üyeleri Türkiye’nin askerî kapasitesini ve coğrafi konumunu değerlendirirken ittifakın savunma sorumluluğunun Kafkasya’ya kadar genişlemesi ihtimalini de ele aldı. Türkiye’nin Sovyetler Birliği ve Bulgaristan ile sınırı bulunması, üyeliğin NATO’nun askerî planlamasına doğrudan etkide bulunacağı anlamına geliyordu.

ABD’nin Mayıs 1951 tarihli NSC 109 kararına ilişkin belgelerinde ise Türkiye’nin NATO’ya tam üye olarak alınmasının “en uygun” güvenlik düzenlemesi olduğu yönündeki Genelkurmay Başkanlığı görüşü yer alıyor. Aynı belgelerde Türkiye’nin Sovyet saldırısına karşı savunulması ve askerî kapasitesinin desteklenmesi de ABD politikasının parçası olarak ele alınıyordu.

Bu dönemde Türkiye’nin Kore Savaşı’ndaki askerî katkısı da devam ediyordu. Böylece Türkiye’nin NATO üyeliği ile Kore Savaşı aynı siyasi ve askerî dönem içinde ilerledi.

Türkiye ve Yunanistan için üyelik protokolü 

NATO içindeki görüşmelerin ardından Türkiye ve Yunanistan’ın üyeliğini öngören protokol 22 Ekim 1951‘de Londra‘da imzalandı. NATO arşivindeki kronolojiye göre protokol, iki ülkenin ittifaka katılımının hukuki temelini oluşturdu.

NATO’nun yayımladığı tarihçede Türkiye’nin üyeliğinin ittifakın güneydoğu kanadını güçlendireceği, Türkiye’nin askerî gücü ve stratejik konumunun üyelik kararında önemli rol oynadığı belirtiliyor. Türkiye’nin Karadeniz’e, Boğazlara ve Doğu Akdeniz’e uzanan konumu NATO’nun savunma planlaması açısından önemli bir avantaj sağlıyordu.

Türkiye’nin NATO’ya Katılması

Türkiye’nin üyelik süreci 1951’deki protokolle siyasi ve hukuki aşamaya ulaştı. Sonraki aylarda gerekli onay işlemleri tamamlandı ve Türkiye, NATO’nun ilk genişleme sürecinin parçası oldu.

18 Şubat 1952’de NATO üyeliği 

Türkiye ve Yunanistan, 18 Şubat 1952’de Kuzey Atlantik Antlaşması’na katıldı. NATO’nun resmî kayıtlarına göre Cumhurbaşkanı Celal Bayar aynı gün Türkiye’nin katılım belgesini Ankara’da imzaladı. İki ülke böylece NATO’nun 1949’daki kuruluşundan sonraki ilk yeni üyeleri oldu.

NATO’nun 25 Şubat 1952 tarihli nihai bildirisinde de Türkiye ve Yunanistan’ın 18 Şubat‘ta antlaşmaya katıldığı açıkça kaydedildi.

Türkiye’nin NATO’ya katılmasıyla ittifakın güneydoğu kanadı güçlendi. NATO’nun kendi tarihçesinde Türkiye’nin stratejik konumu, güçlü silahlı kuvvetleri ve kara-deniz üsleri sağlama kapasitesi üyelik açısından önemli unsurlar arasında gösteriliyor.

Kore Savaşı’nın Sona Ermesi 

Türkiye NATO’ya katıldığında Kore Savaşı henüz devam ediyordu. Savaşın cepheleri 1951’den itibaren büyük ölçüde sabitlenmiş, taraflar arasında ateşkes görüşmeleri başlamıştı.

Kore Ateşkes Antlaşması

Kore’deki çatışmalar 1953 yılına kadar devam etti. 27 Temmuz 1953‘te Kore Ateşkes Antlaşması imzalandı ve aynı gün yürürlüğe girdi.

Ateşkes, savaşan tarafların silahlı çatışmaları durdurmasını sağladı. Kalıcı bir barış antlaşması niteliği taşımadığı için Kore Yarımadası’ndaki siyasi bölünme devam etti.

Türk birlikleri de ateşkes sonrasında Kore’de bir süre daha görev yaptı. Türkiye’nin Kore’deki askerî varlığı böylece 1950-1953 arasındaki savaş döneminin ötesine geçti.

Sonuç 

Kore Savaşı ve Türkiye’nin NATO üyeliği, 1950-1952 döneminde birbirine paralel ilerleyen iki önemli gelişmeydi. Türkiye’nin NATO’ya katılma isteği savaş başlamadan önce ortaya çıkmış, Ağustos 1950’deki başvuru ise kabul edilmemişti. Aynı yıl Türkiye, Birleşmiş Milletler’in çağrısına cevap vererek Kore’ye asker gönderdi.

1951’de Türkiye’nin NATO üyeliği yeniden gündeme geldi ve ittifak içinde Türkiye’nin askerî gücü ile stratejik konumu üzerine kapsamlı değerlendirmeler yapıldı. 22 Ekim 1951‘de üyelik protokolünün imzalanmasının ardından süreç tamamlandı ve Türkiye 18 Şubat 1952‘de NATO’ya katıldı.