Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesi, ilkokuldan itibaren coğrafya derslerinin en temel konularından biridir. Marmara, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Karadeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu isimleri, yıllardır aynı sırayla öğretilmeye devam eder. Bu nedenle birçok kişi, bu bölgelerin Türkiye’nin doğal ve değişmez bir gerçeği olduğunu düşünür.
Oysa bugün kullanılan yedi bölgeli harita, belirli bir dönemde yapılan bilimsel çalışmaların sonucunda oluşturulmuş bir coğrafi sınıflandırmadır. İllerin yönetimini belirleyen idarî sınırlar ile aynı anlamı taşımaz ve herhangi bir kanunla oluşturulmuş bir yönetim modeli değildir.
Peki bu sınıflandırma ne zaman ortaya çıktı? Böyle bir çalışmaya neden ihtiyaç duyuldu? Türkiye’nin doğal yapısı hangi ölçütlere göre yedi bölgeye ayrıldı? Yaklaşık seksen yılı aşkın süredir ders kitaplarında yer alan bu harita nasıl şekillendi?
Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Coğrafya Çalışmaları
Cumhuriyet’in ilk yıllarında eğitim alanında kapsamlı düzenlemeler yapılırken, coğrafya öğretimi de üzerinde çalışılan alanlardan biri hâline geldi. 1930’lu ve 1940’lı yıllarda eğitim programları, ders kitapları, bilimsel yayınlar ve Türkçenin farklı alanlarda ortak bir anlayışla kullanılmasına yönelik çok sayıda çalışma yürütülüyordu.
Bu dönemde gerçekleştirilen Birinci Maarif Şûrası, Birinci Neşriyat Kongresi ve çeşitli bilim komisyonları, eğitim sisteminin farklı alanlarında ortak ölçütler oluşturmayı amaçlayan çalışmalar arasında yer aldı. Coğrafya alanında düzenlenen Birinci Coğrafya Kongresi de bu sürecin bir parçası olarak hayata geçirildi.
Birinci Coğrafya Kongresi Nasıl Toplandı?
Birinci Coğrafya Kongresi, 6-21 Haziran 1941 tarihleri arasında Ankara’da, dönemin Maarif Vekâleti (Millî Eğitim Bakanlığı) tarafından düzenlendi. Kongreye üniversitelerden akademisyenler, coğrafyacılar ve eğitimciler katıldı. Açılışına ise dönemin Maarif Vekili Hasan Âli Yücel başkanlık etti.
Kongre, yalnızca Türkiye’nin coğrafi bölgelerini belirlemek amacıyla düzenlenmiş bir toplantı değildi. Resmî gündemde coğrafya öğretim programları, ders kitapları, coğrafi terimler, yer adlarının yazımı ve Türkiye coğrafyasının genel esasları gibi birçok konu yer alıyordu.
Hasan Âli Yücel de açılış konuşmasında, kongrede eğitim programları, coğrafya terimleri ve ders kitaplarına ilişkin konuların ele alınacağını ifade etti. Kongre boyunca oluşturulan komisyonlar, belirlenen başlıklar üzerinde raporlar hazırladı ve bu çalışmalar daha sonra “Birinci Coğrafya Kongresi: Raporlar, Müzakereler, Kararlar” adıyla yayımlandı.
Türkiye’nin bugün kullanılan yedi coğrafi bölgesi de, kongrede hazırlanan raporlar ve yapılan değerlendirmeler sonucunda kabul edilen kararlar arasında yer aldı. Ancak bu karar, kongrenin tek konusu değil; daha geniş kapsamlı coğrafya çalışmalarının bir parçasıydı.
Türkiye’nin Yedi Coğrafi Bölgesi Hangi Ölçütlere Göre Belirlendi?
Birinci Coğrafya Kongresi’nde hazırlanan bölgelendirme, tek bir özelliğe göre oluşturulmadı. Türkiye’nin doğal yapısı ve beşerî coğrafyası birlikte değerlendirilerek, benzer özellikler gösteren alanların aynı bölge içinde yer alması hedeflendi.
Komisyonların çalışmalarında dikkate alınan başlıca unsurlar şunlardı:
- İklim özellikleri
- Yer şekilleri ve yükselti
- Dağların uzanış yönü
- Akarsu ve havza yapısı
- Bitki örtüsü
- Tarımsal faaliyetler
- Yerleşme düzeni ve nüfus dağılımı
- Ulaşım olanakları
- Ekonomik faaliyetlerin genel karakteri
Bu ölçütlerin tamamı birlikte değerlendirilerek Türkiye yedi ana coğrafi bölgeye ayrıldı. Dolayısıyla herhangi bir ilin yalnızca iklimi ya da yalnızca yer şekilleri dikkate alınarak belirli bir bölgeye dâhil edildiğini söylemek doğru olmaz. Bölgelendirme, birçok coğrafi unsurun birlikte ele alındığı kapsamlı bir değerlendirme sonucunda oluşturuldu.
Bu nedenle bazı iller, bulundukları coğrafi bölgenin dışında kalan doğal özellikler de gösterebilir. Özellikle geçiş kuşaklarında yer alan illerde farklı iklim tipleri, bitki örtüleri veya yer şekilleri bir arada görülebilir. Coğrafi bölgeler, kesin çizgilerle birbirinden ayrılan doğal sınırlar değil; benzer özelliklerin ağırlık kazandığı geniş alanları ifade eden bir sınıflandırmadır.
Coğrafi Bölgeler ile İdarî Sınırlar Aynı Şey Değildir
Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesi, zaman zaman idarî bir yapı gibi algılansa da bu iki kavram birbirinden farklıdır.
Türkiye’nin idarî yapısı; iller, ilçeler, beldeler ve köylerden oluşur. Valilikler, kaymakamlıklar, belediyeler ve diğer kamu kurumları görevlerini bu idarî sınırlar içinde yürütür. Coğrafi bölgeler ise herhangi bir yönetim yetkisi veya hukuki statü taşımaz.
Bu nedenle bir ilin hangi coğrafi bölgede yer aldığı, idarî işleyişi değiştirmez. Vergi sistemi, seçim çevreleri, mahkemeler, nüfus kayıtları veya kamu hizmetleri coğrafi bölgelere göre düzenlenmez.
Bununla birlikte, coğrafi bölgeler eğitim, akademik çalışmalar ve doğal çevrenin genel özelliklerini açıklayan yayınlarda kullanılmaya devam etmektedir.
1941’de Oluşturulan Sınıflandırma Günümüzde Hâlâ Kullanılıyor mu?
Birinci Coğrafya Kongresi’nde kabul edilen yedi coğrafi bölge sınıflandırması, aradan geçen uzun yıllara rağmen Türkiye’deki coğrafya öğretiminin temel başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. İlkokuldan üniversiteye kadar birçok eğitim kademesinde aynı bölgelendirme kullanılmaya devam ediyor.
Bununla birlikte, günümüzde bütün kurumlar aynı bölgelendirme sistemini kullanmaz.
Örneğin Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), istatistiksel çalışmalar için İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS) adı verilen farklı bir sistemden yararlanır. Kalkınma ajansları görev alanlarını kendi hizmet bölgelerine göre belirlerken, Meteoroloji Genel Müdürlüğü ise iklim ve hava tahminlerinde ihtiyaçlarına uygun farklı sınıflandırmalar kullanabilir.
Bu durum, Türkiye’de tek bir bölgelendirme anlayışının bulunmadığını gösterir. Yedi coğrafi bölge sistemi, doğal özellikleri genel hatlarıyla sınıflandıran ve eğitimde kullanılan bir model olarak varlığını sürdürürken, farklı kurumlar kendi çalışma alanlarına göre farklı bölgesel sınıflandırmalardan yararlanabilmektedir.
Dünyada Coğrafi Bölgelendirme Uygulamaları ve Türkiye’nin Farkı
Coğrafi bölgeler yalnızca Türkiye’ye özgü bir kavram değildir. Dünyanın birçok ülkesinde doğal çevreyi, iklimi, yer şekillerini veya ekonomik özellikleri incelemek amacıyla çeşitli bölgelendirme sistemleri kullanılır. Ancak bu sistemlerin oluşturulma biçimi ve kullanım alanı ülkeden ülkeye değişebilir.
Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde “Midwest”, “Great Plains”, “Rust Belt” ve “Sun Belt” gibi farklı bölgesel tanımlar bulunur. Bu adlandırmaların bir bölümü doğal coğrafyayı, bir bölümü ekonomik yapıyı, bir bölümü ise tarihsel ve kültürel özellikleri ifade eder. Araştırmanın konusuna göre farklı sınıflandırmalar tercih edilebilir.
Almanya’da doğal bölgeler dağ sıraları, ovalar, nehir havzaları ve yükselti özelliklerine göre ele alınırken, Fransa’da idarî bölgeler ile coğrafi bölgeler birbirinden ayrı değerlendirilir. Çin gibi geniş yüzölçümüne sahip ülkelerde ise Kuzey Çin, Güney Çin, Doğu Çin ve Batı Çin gibi genel tanımlamaların yanı sıra iklim, nehir havzaları ve ekonomik gelişmişlik düzeyine göre hazırlanmış farklı bölgelendirmeler de kullanılmaktadır.
Türkiye’yi bu örneklerden ayıran nokta ise, 1941 yılında Birinci Coğrafya Kongresi’nde kabul edilen coğrafi bölgelendirmenin uzun yıllardır eğitim sisteminde temel referans olarak kullanılmaya devam etmesidir. Aradan geçen onlarca yıla rağmen Marmara, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Karadeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu şeklindeki sınıflandırma, ders kitaplarında ve coğrafya öğretiminde yerini korumuştur.
Bu durum, Türkiye’nin coğrafi bölgelendirme yaklaşımını dünyadaki diğer örneklerden tamamen farklı hâle getirmez. Ancak belirli bir sınıflandırmanın uzun yıllar boyunca eğitim sisteminde değişmeden kullanılmaya devam etmesi, dikkat çeken bir uygulama olarak öne çıkar.
Sonuç
Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesi, ülkenin idarî yapısını belirleyen sınırlar değil; 1941 yılında Birinci Coğrafya Kongresi’nde kabul edilen bir coğrafi sınıflandırmadır. Bu çalışma, Cumhuriyet’in ilk yıllarında yürütülen eğitim ve bilim faaliyetlerinin bir parçası olarak ortaya çıkmış; coğrafya öğretimi, doğal çevrenin incelenmesi ve ortak bir sınıflandırma oluşturulması amacıyla hazırlanan kongrenin kararlarından biri olmuştur.
Bugün de ders kitaplarında aynı bölgelendirme kullanılmaya devam etse de, farklı kamu kurumları ve bilim dalları ihtiyaçlarına göre farklı bölgesel sınıflandırmalardan yararlanmaktadır. Bu yönüyle Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesi, ülkenin yönetim sistemini tanımlayan bir yapıdan çok, yaklaşık seksen beş yıldır coğrafya eğitiminde kullanılan ve tarihsel kökeni 1941 Birinci Coğrafya Kongresi’ne uzanan bir sınıflandırma modeli olarak değerlendirilebilir.

