Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
sol 1 reklam
sol 2 reklam
sag 1 reklam
sag 2 reklam

Brain Rot Nedir? Bilimsel Araştırmalar Bu Kavram Hakkında Ne Söylüyor?

Brain rot kavramının kökeni, kısa video platformlarıyla ilişkisi ve dijital içerik tüketiminin dikkat, hafıza ve ruh sağlığı üzerindeki etkilerine dair bilimsel araştırmalar inceleniyor.

Brain Rot Nedir? Bilimsel Araştırmalar Bu Kavram Hakkında Ne Söylüyor?

Son yıllarda özellikle TikTok, Instagram Reels ve YouTube Shorts gibi kısa video platformlarının yaygınlaşmasıyla birlikte brain rot kavramı da günlük hayatta daha sık kullanılmaya başladı. İnternet kültüründe yaygınlaşan bu ifade, sürekli ve yoğun biçimde hızlı tüketilen, düşük zihinsel çaba gerektiren veya dikkat dağıtıcı dijital içeriklerin insanlar üzerindeki etkilerini tanımlamak için kullanılıyor. Kelime anlamı “beyin çürümesi” olsa da, Türkçede genellikle özgün adıyla kullanılmaktadır.

Brain rot psikoloji, nörobilim veya tıp alanlarında kullanılan resmî bir bilimsel terim değildir. Buna karşılık kavramın işaret ettiği davranışlar ve dijital alışkanlıklar uzun yıllardır bilimsel araştırmalara konu olmaktadır. Özellikle dikkat süresi, çalışma belleği, yürütücü işlevler, sosyal medya kullanımı, dijital içerik tüketimi ve beynin ödül sistemi üzerine yapılan çalışmalar, brain rot tartışmalarının bilimsel arka planını oluşturmaktadır.

Bu makalede brain rot kavramının ortaya çıkışını, neden son yıllarda dünya genelinde yaygınlaştığını ve bu kavramın ilişkilendirildiği dijital alışkanlıklar hakkında bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu bulguları inceleyeceğiz.

Brain Rot Neden Bu Kadar Konuşuluyor?

Brain rot ifadesinin bilinen ilk kullanımı, Amerikalı yazar ve düşünür Henry David Thoreau’nun 1854 yılında yayımlanan Walden adlı eserine kadar uzanır. Thoreau, bu ifadeyi insanların düşünsel derinlikten uzaklaşmasını ve yüzeysel bilgiyle yetinmesini eleştiren mecazi bir anlatım olarak kullanmıştır.

Dijital çağın başlamasıyla birlikte brain rot kavramı yeni bir anlam kazandı. Özellikle kısa video platformlarının ve algoritma tabanlı içerik öneri sistemlerinin yaygınlaşması, bu ifadenin dijital medya alışkanlıklarını tanımlamak için kullanılmasını sağladı. Günümüzde brain rot, çoğunlukla sürekli kısa içerik tüketimi, dikkatin sık sık bölünmesi ve zihinsel yorgunluk hissiyle ilişkilendirilen popüler bir internet kavramı olarak değerlendiriliyor.

Kavramın küresel ölçekte yaygınlaşması, Oxford Üniversitesi Yayınevi (Oxford University Press) tarafından 2024 yılında Yılın Kelimesi (Word of the Year) seçilmesiyle daha da görünür hâle geldi. Kurumun açıkladığı verilere göre brain rot ifadesinin kullanım sıklığı 2023 ile 2024 yılları arasında yaklaşık %230 arttı. Seçim sürecinde kelimenin yalnızca yaygın kullanımı değil, dijital yaşamın bireylerin düşünme biçimleri üzerindeki etkilerine yönelik toplumsal tartışmaları temsil etmesi de etkili oldu.

Yılın Kelimesi seçimi, belirli bir dönemin dilini ve toplumsal eğilimlerini yansıtan kavramları öne çıkarmayı amaçlar. Brain rot ifadesinin seçilmesi de dijital içerik tüketimi, dikkat yönetimi ve bilişsel performans üzerine yürütülen küresel tartışmaların son yıllarda ne kadar önem kazandığını gösteren dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.

Brain Rot Kavramının Bilimsel Arka Planı

Brain rot kavramı internet kültüründe ortaya çıkmış olsa da, ilişkilendirildiği davranışlar uzun yıllardır psikoloji, nörobilim ve bilişsel bilimler tarafından araştırılmaktadır. Bilimsel literatürde araştırmacılar brain rot ifadesini kullanmak yerine dikkat yönetimi, çalışma belleği, yürütücü işlevler ve dijital medya kullanımı gibi daha spesifik kavramlar üzerinden çalışmalar yürütmektedir. Bu bölümde, brain rot tartışmalarının temelini oluşturan bilişsel süreçler ve bu alanlarda öne çıkan araştırmalar ele alınmaktadır.

Dikkat Süresi (Attention Span)

Dikkat süresi (Attention Span), bir kişinin dikkatini belirli bir görev üzerinde sürdürebilme becerisini ifade eder. Brain rot tartışmalarının merkezinde de kısa video platformları ve sürekli değişen dijital uyaranların bu beceriyi etkileyip etkilemediği sorusu yer almaktadır.

Bu alandaki en çok atıf alan çalışmalardan biri, Eyal Ophir, Clifford Nass ve Anthony D. Wagner tarafından yürütülen ve 2009 yılında Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde yayımlanan “Cognitive Control in Media Multitaskers” adlı araştırmadır. Araştırmada yoğun medya çoklu görevi yapan bireylerin dikkat kontrolü, gereksiz bilgileri ayıklama ve görev değiştirme performansı değerlendirildi. Sonuçlar, yoğun medya çoklu görevi yapan katılımcıların dikkat dağıtıcı uyaranları filtrelemede ve odaklanmayı sürdürmede daha fazla zorlandığını gösterdi.

İzleyen yıllarda yayımlanan birçok çalışma da dijital medya kullanımı ile dikkat performansı arasında ilişki bulunduğunu ortaya koyarken, ilişkinin şiddetinin yaş grubu, kullanım alışkanlığı ve içerik türüne göre değişebileceğini gösterdi. Bu nedenle günümüzde araştırmacılar, dikkat süresini yalnızca ekran süresiyle değil, dijital içerik tüketiminin biçimiyle birlikte değerlendirmektedir.

Çalışma Belleği (Working Memory)

Çalışma belleği (Working Memory), bilgiyi kısa süreli olarak zihinde tutma ve aynı anda işleyebilme kapasitesidir. Okuma, problem çözme ve karar verme gibi birçok bilişsel süreç bu sistemle doğrudan ilişkilidir. Sürekli farklı içerikler arasında geçiş yapılması, brain rot tartışmalarında çalışma belleği açısından da değerlendirilmektedir.

Bu konuda öne çıkan çalışmalardan biri, Adam Gazzaley ve Larry D. Rosen tarafından yürütülen araştırmalardır. Gazzaley’in dikkat ve dijital dikkat dağınıklığı üzerine yaptığı çalışmalar ile Rosen’in öğrenciler üzerinde gerçekleştirdiği deneyler, sık dijital kesintilerin çalışma belleği performansını ve görev tamamlama süresini olumsuz etkileyebileceğini göstermiştir.

Araştırmalar, dijital ortamda sürekli görev değiştirme alışkanlığının çalışma belleği üzerindeki bilişsel yükü artırabileceğini ortaya koymaktadır. Ancak bu etkinin bireylerin kullanım alışkanlıkları ve görev türüne göre değişebildiği de vurgulanmaktadır.

Yürütücü İşlevler (Executive Functions)

Yürütücü işlevler (Executive Functions); planlama, dikkat kontrolü, dürtü yönetimi, karar verme ve görevler arasında geçiş yapabilme gibi üst düzey bilişsel becerileri kapsar. Brain rot tartışmalarında, sürekli değişen dijital uyaranların ve aynı anda birden fazla içerikle etkileşim kurmanın bu beceriler üzerindeki etkisi sıkça araştırılmaktadır.

Bu alandaki önemli çalışmalardan biri, Gloria Mark, Victor M. Gonzalez ve Justin Harris tarafından yürütülen ve 2005 yılında yayımlanan “No Task Left Behind? Examining the Nature of Fragmented Work” adlı araştırmadır. Çalışmada ofis çalışanlarının bilgisayar başındaki davranışları incelendi ve katılımcıların bir göreve ortalama yalnızca birkaç dakika odaklanabildiği, ardından e-posta, mesaj veya farklı bir uygulama nedeniyle başka bir göreve geçtiği gözlemlendi. Araştırmacılar, sık görev değiştirmenin bilişsel yükü artırdığını ve yeniden odaklanmanın zaman aldığını belirtti.

Sonraki yıllarda özellikle uzaktan çalışma ve akıllı telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla yürütülen araştırmalar da benzer sonuçlara ulaştı. Bulgular, sürekli görev değiştirme alışkanlığının yürütücü işlevler üzerinde ek bilişsel yük oluşturabileceğini gösterirken, bu etkinin bireyin çalışma ortamı ve dijital alışkanlıklarına göre farklılık gösterebildiğini ortaya koymaktadır.

Problemli Sosyal Medya Kullanımı (Problematic Social Media Use)

Problemli Sosyal Medya Kullanımı (Problematic Social Media Use), sosyal medya kullanımının bireyin günlük yaşamını, eğitimini, iş performansını veya sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyecek düzeye ulaşmasını tanımlamak için kullanılan bilimsel bir kavramdır. Brain rot tartışmalarında dile getirilen birçok davranış biçimi, psikoloji literatüründe bu başlık altında değerlendirilmektedir.

Bu alandaki en yaygın ölçüm araçlarından biri, Cecilie Schou Andreassen ve çalışma arkadaşları tarafından 2016 yılında geliştirilen Bergen Social Media Addiction Scale (BSMAS) ölçeğidir. Ölçek; sosyal medyayla aşırı meşgul olma, kullanım süresini kontrol edememe, bırakmaya çalışınca huzursuz hissetme ve günlük sorumlulukların olumsuz etkilenmesi gibi davranışları değerlendirmek amacıyla geliştirilmiştir. Sonraki yıllarda çok sayıda ülkede yapılan araştırmalarda bu ölçek kullanılarak problemli sosyal medya kullanımının dikkat, uyku düzeni, akademik başarı ve ruh sağlığıyla ilişkisi incelenmiştir.

Araştırmalar, problemli sosyal medya kullanımının bazı bilişsel ve davranışsal sorunlarla ilişkili olabileceğini gösterse de, her yoğun sosyal medya kullanıcısının bu gruba dâhil olmadığı özellikle vurgulanmaktadır. Bu nedenle bilim insanları değerlendirmelerini kullanım süresinden çok kullanım davranışı üzerinden yapmaktadır.

Doomscrolling ve Sonsuz Kaydırma (Infinite Scroll)

Doomscrolling, kişinin olumsuz veya kaygı verici içerikleri durmaksızın tüketme eğilimini ifade eder. Sonsuz Kaydırma (Infinite Scroll) ise sosyal medya platformlarında içerik akışının kullanıcı durmadığı sürece devam etmesini sağlayan arayüz tasarımıdır. Her iki kavram da son yıllarda dijital alışkanlıklar üzerine yapılan araştırmalarda önemli yer tutmaktadır.

Bu konuda öne çıkan çalışmalardan biri, Ana Jorge, Pablo J. F. de Carvalho ve çalışma arkadaşlarının 2024 yılında yayımladığı sistematik derlemedir. Araştırmacılar, farklı ülkelerde gerçekleştirilen çok sayıda çalışmayı inceleyerek doomscrolling davranışının kaygı düzeyi, stres ve problemli sosyal medya kullanımıyla ilişkisini değerlendirdi. Bulgular, özellikle olumsuz haber akışına uzun süre maruz kalmanın psikolojik iyi oluş üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini gösterdi.

Öte yandan, sonsuz kaydırma özelliği kullanıcı deneyimini kolaylaştırmak amacıyla geliştirilmiş olsa da, davranış bilimleri alanındaki çalışmalar bu tasarımın platformda geçirilen süreyi artırabildiğini ve içerik tüketimini kesintisiz hâle getirebildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle günümüzde birçok araştırmacı, brain rot tartışmalarını yalnızca içerik türüyle değil, platformların tasarım özellikleri ve algoritmik öneri sistemleriyle birlikte değerlendirmektedir.

Kısa Video Platformları Üzerine Yapılan Araştırmalar

Dijital medya kullanımına ilişkin ilk çalışmalar genel internet alışkanlıkları ve çoklu görev davranışları üzerine yoğunlaşırken, son yıllarda araştırmaların odağı doğrudan kısa video platformlarına kaymıştır. TikTok’un ardından Instagram Reels, YouTube Shorts ve benzeri platformların yaygınlaşmasıyla birlikte araştırmacılar; kısa videoların dikkat, hafıza, yürütücü işlevler ve ruh sağlığı üzerindeki olası etkilerini daha ayrıntılı incelemeye başlamıştır.

TikTok ve Kısa Video Platformları Üzerine İlk Deneyler

Kısa video akışlarının bilişsel etkilerini doğrudan inceleyen dikkat çekici çalışmalardan biri, Francesco Chiossi ve çalışma arkadaşları tarafından 2023 yılında yayımlanan “Short-Form Videos Degrade Our Capacity to Retain Intentions: Effect of Context Switching on Prospective Memory” adlı araştırmadır. Araştırmada 60 katılımcı farklı dijital platformları kullanırken planlanan bir görevi hatırlama ve yerine getirme performansları karşılaştırıldı. Bulgular, TikTok benzeri kısa video akışlarının kullanıldığı grubun, diğer gruplara göre gelecekte yapılacak görevleri hatırlama konusunda daha düşük performans gösterdiğini ortaya koydu. Araştırmacılar, hızlı içerik değişiminin sürekli bağlam değiştirmeye neden olmasının bu sonuçta etkili olabileceğini değerlendirdi.

Bu çalışma, kısa video platformlarının bilişsel etkilerini doğrudan deneysel yöntemle inceleyen ilk araştırmalardan biri olması bakımından literatürde önemli bir yere sahiptir. Bununla birlikte araştırmacılar, örneklem büyüklüğünün sınırlı olması nedeniyle daha geniş katılımcı gruplarıyla yeni çalışmalar yapılması gerektiğini de özellikle vurgulamıştır.

Sistematik Derlemeler ve Meta-Analizler Ne Söylüyor?

Tek bir araştırma, belirli bir ilişkiyi gösterebilir; ancak bilimsel açıdan daha güçlü kanıtlar, çok sayıda çalışmayı birlikte değerlendiren sistematik derlemeler ve meta-analizlerden elde edilir. Kısa video platformları üzerine yapılan araştırmaların artmasıyla birlikte son yıllarda bu alanda kapsamlı derlemeler de yayımlanmaya başlamıştır.

Bunlardan biri, Lan Nguyen ve çalışma arkadaşlarının 2025 yılında Psychological Bulletin dergisinde yayımladığı “Feeds, Feelings, and Focus: A Systematic Review and Meta-Analysis Examining the Cognitive and Mental Health Correlates of Short-Form Video Use” adlı meta-analizdir. Araştırmacılar, toplam 71 çalışmayı ve 98 binden fazla katılımcıyı birlikte değerlendirdi. Sonuçlar, kısa video platformlarının yoğun kullanımının dikkat kontrolü ve engelleyici kontrol (inhibitory control) gibi bilişsel becerilerle orta düzeyde olumsuz ilişki gösterdiğini ortaya koydu. Aynı derlemede stres ve kaygı gibi ruh sağlığı göstergeleriyle de zayıf ile orta düzeyde ilişkiler rapor edildi.

Araştırmacılar, mevcut bulguların önemli olduğunu ancak çalışmaların büyük bölümünün gözlemsel nitelikte olduğunu da özellikle belirtmektedir. Bu nedenle bugün için “kısa video platformları doğrudan dikkat bozukluğuna neden olur” şeklinde kesin bir nedensellik kurmak mümkün değildir. Buna karşın, yoğun ve kontrolsüz kullanım ile dikkat kontrolü, yürütücü işlevler ve ruh sağlığı göstergeleri arasında tutarlı ilişkiler bulunduğu birçok araştırmada ortak olarak bildirilmektedir.

Bilimsel Bulgular Brain Rot Tartışmalarını Nasıl Değerlendiriyor?

Bugüne kadar yayımlanan araştırmalar birlikte değerlendirildiğinde, brain rot kavramının ifade etmeye çalıştığı davranışların bilimsel literatürde farklı başlıklar altında incelendiği görülmektedir. Dikkat süresi, çalışma belleği, yürütücü işlevler, problemli sosyal medya kullanımı ve kısa video platformları üzerine yapılan çalışmalar, yoğun dijital içerik tüketimi ile bazı bilişsel ve davranışsal değişimler arasında ilişki bulunduğunu göstermektedir. Ancak bu ilişkinin şiddeti; yaş, kullanım alışkanlığı, içerik türü ve bireysel farklılıklar gibi birçok etkene bağlı olarak değişebilmektedir.

Araştırmaların ortak noktalarından biri, yalnızca ekran süresine odaklanmanın yeterli olmadığıdır. Günümüzde araştırmacılar; içeriklerin ne kadar hızlı tüketildiği, algoritmaların kullanıcıyı nasıl yönlendirdiği, bildirim yoğunluğu, görevler arasında ne kadar sık geçiş yapıldığı ve kullanımın ne ölçüde kontrol edilebildiği gibi değişkenleri de birlikte değerlendirmektedir. Bu yaklaşım, brain rot tartışmalarının tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok boyutlu olduğunu göstermektedir.

Sonuç

Brain rot, internet kültüründe ortaya çıkan bir kavram olsa da, dikkat, hafıza ve dijital alışkanlıklarla ilişkilendirilen yönleri uzun yıllardır bilimsel araştırmaların konusu olmaya devam ediyor. Günümüzde yayımlanan çalışmalar, dijital içerik tüketiminin bilişsel süreçlerle ilişkisini anlamaya yönelik önemli bulgular sunarken, bu alandaki araştırmalar da hızla gelişmeyi sürdürüyor.

Dijital teknolojilerin günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesiyle birlikte, bu platformların insan davranışları üzerindeki etkilerini anlamaya yönelik çalışmaların önümüzdeki yıllarda daha da kapsamlı hâle gelmesi bekleniyor.