Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
sol 1 reklam
sol 2 reklam
sag 1 reklam
sag 2 reklam

Beklenen Büyük İstanbul Depremi ve Bilim İnsanlarının Yol Haritası

Marmara Denizi, yüzyıllardır üzerinde yükselen medeniyetlere ev sahipliği yaparken, derinliklerinde de coğrafyanın en büyük tehditlerinden birini saklıyor: Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın kuzey kolu.

Beklenen Büyük İstanbul Depremi ve Bilim İnsanlarının Yol Haritası

Marmara’nın Altındaki Zaman Ayarlı Bomba: Beklenen Büyük İstanbul Depremi ve Bilim İnsanlarının Yol Haritası

Marmara Denizi, yüzyıllardır üzerinde yükselen medeniyetlere ev sahipliği yaparken, derinliklerinde de coğrafyanın en büyük tehditlerinden birini saklıyor: Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın kuzey kolu. İstanbul için deprem, gelecekte yaşanma ihtimali olan uzak bir felaket senaryosu değil; bu toprakların geçmişini şekillendiren, bugününü tehdit eden ve geleceğini de mutlaka etkileyecek olan kaçınılmaz bir yeryüzü gerçeğidir.

Tarihsel kayıtlara bakıldığında İstanbul, “Küçük Kıyamet” olarak adlandırılan 1509 depreminden, sarayları ve surları yıkan 1766 depremine kadar defalarca yıkılıp yeniden kuruldu. 1999 Gölcük depreminin ardından ise bilim dünyasının gözü tamamen Marmara Denizi’nin içine çevrildi. Ancak jeoloji ve sismoloji dünyası, bu büyük afetin ne zaman, nerede ve ne büyüklükte olacağı konusunda tek bir seste birleşmiyor. Ekranlarda, panellerde ve akademik makalelerde her hocanın kendine has bir tezi, bardağın dolu ya da boş tarafına bakan farklı bir perspektifi var.

Bu araştırma makalesinde, İstanbul’un sismik geçmişinden yola çıkarak, Türkiye’nin en çok tartıştığı deprem profesörlerinin vizyonlarını, öngörülerini ve teorilerini masaya yatırıyoruz.

1. Zamanın İzinde: Tarihteki Büyük İstanbul Depremleri

İstanbul’un sismik tarihini bilmeden, bugün yapılan tahminlerin mantığını kavramak mümkün değildir. Bizans ve Osmanlı arşivleri, Marmara’nın yaklaşık her 250 yılda bir büyük bir sismik döngüyü tamamladığını gösteriyor.

1509 Depremi: Küçük Kıyamet (Kıyamet-i Sugra)

10 Eylül 1509 gecesi meydana gelen bu deprem, Marmara tarihinin en yıkıcı sismik olaylarından biridir. Yaklaşık 7.2 ile 7.5 arası bir büyüklükte olduğu tahmin edilen bu depremde, dönemin ahşap ve taştan oluşan İstanbul’u yerle bir oldu. 100’den fazla cami yıkıldı, Topkapı Sarayı ağır hasar gördü ve dalgaların surları aşarak şehre girdiği (tsunami) kayıtlara geçti. Şehrin nüfusunun büyük kısmı haftalarca çadırlarda yaşadı.

1766 Depremi: İki Aşamalı Yıkım

Mayıs ve lodos aylarında iki büyük sarsıntı olarak şehri vuran 1766 depremi, Marmara’nın doğu ve batı segmentlerinin arka arkaya kırıldığını gösteren tarihi bir kanıttır. Fatih Camii, Kapalıçarşı ve surlar tamamen yıkıldı. Bu deprem, İstanbul’un merkezini doğrudan etkileyen ve günümüzdeki “250 yıllık enerji birikim periyodu” hesaplamalarının temel çıkış noktası olan son büyük felakettir.

2. Bilim Dünyasının Aynası: Profesörler Ne Diyor?

Marmara’nın altındaki fayı çözmeye çalışan bilim insanları, sismik verileri farklı yöntemlerle yorumluyor. Kimi en kötü senaryoya odaklanarak toplumu acil eyleme çağırıyor, kimi ise fayın yapısındaki detaylara inerek paniğin yersiz olduğunu savunuyor.

Prof. Dr. Naci Görür: “Zaman Daralıyor, Hazırlık Şart”

Yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür, 1999 depreminden bu yana sesini en çok duyuran ve uyarı tonunu her geçen gün artıran isimlerin başında geliyor. Görür’ün teorisi, Marmara Denizi’ndeki kilitli segmentlerin artık dayanma sınırının sonuna geldiği yönündedir.

  • Ana Düşüncesi: Kumburgaz ve Adalar segmentlerinin tek seferde ya da arka arkaya kırılacağını öngörüyor. Beklediği deprem büyüklüğü minimum 7.2, maksimum 7.6’dır.
  • Vurgusu: “İstanbul’da depremin olma olasılığı her an artıyor. Bilimsel veriler bize Marmara’nın altındaki kabuğun artık gerilimi taşıyamayacağını gösteriyor. Bizim ne zaman olacağını tartışmayı bırakıp, kenti acilen deprem dirençli hale getirmemiz gerekiyor.”

Prof. Dr. Celal Şengör: En Kötü Senaryo ve Büyük Risk

Dünya çapında tanınan jeolog Prof. Dr. Celal Şengör, Marmara’daki tehlikeyi en radikal ve en karamsar tonda ele alan isimdir. Şengör, fayın tek parça halinde kırılma ihtimalini masada tutuyor.

  • Ana Düşüncesi: Yeşilköy açıkları ile Orta Marmara çukurluğu arasındaki fayın dinamik yapısının çok tehlikeli olduğunu savunuyor. Depremin büyüklüğünün 7.6’yı bulabileceğini ve bunun İstanbul altyapısı için bir çöküş anlamına geleceğini belirtiyor.
  • Vurgusu: Şengör, İstanbul’un zemin yapısının ve mevcut yapı stokunun bu büyüklükte bir sarsıntıya dayanmasının çok zor olduğunu sık sık dile getirerek, lojistik ve tahliye planlarının önemine dikkat çekiyor.

Ahmet Mete Işıkara: “Deprem Öldürmez, Bina Öldürür”

2012 yılında aramızdan ayrılan ve toplumun “Deprem Dede” olarak bağrına bastığı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, Türkiye’de sismik bilincin oluşmasında en büyük paya sahip isimdir. Onun düşünceleri, bugünkü tartışmaların da temel felsefesini oluşturur.

  • Ana Düşüncesi: Işıkara, depremin kesin zamanının bilinemeyeceğini ancak Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğiyle yaşamayı öğrenmesi gerektiğini savunurdu.
  • Vurgusu: “Deprem kaçınılmaz bir doğa olayıdır. Önemli olan onun ne zaman olacağı değil, bizim oturduğumuz binaların ne kadar güvenli olduğudur.” Onun bu mottosu, yapı güvenliği tartışmalarının miladı olmuştur.

Yoshinori Moriwaki: “Japonya ile Türkiye Arasındaki Fark Eğitim ve Tedbir”

Yıllardır Türkiye’de yaşayan Japon yüksek inşaat mühendisi ve deprem uzmanı Yoshinori Moriwaki, meseleye daha çok yapısal ve mühendislik gözüyle bakıyor.

  • Ana Düşüncesi: Marmara’da bir kırılmanın kaçınılmaz olduğunu kabul etmekle birlikte, asıl odağın binaların güçlendirilmesi ve zemin etütleri olması gerektiğini savunuyor.
  • Vurgusu: “Türkiye’deki zemin ve fay yapısı Japonya’dan çok farklı değil ancak bina yapım felsefesinde eksikler var. İstanbul’da kentsel dönüşümün hızı artırılmalı. Doğru mühendislikle inşa edilen binalar, 7.5 büyüklüğündeki bir depremde bile ayakta kalır.”

3. Akıntıya Karşı Bir Tezler Bütünü: Prof. Dr. Şener Üşümezsoy

Marmara depremi tartışmalarında, yukarıda sayılan tüm hocaların ortaklaştığı “büyük felaket” ve “7.5’lik yıkım” teorilerine ilk günden beri kararlılıkla karşı çıkan, tamamen farklı bir jeolojik model sunan ve geçmişteki bazı nokta atışı tahminleriyle dikkat çeken isim Prof. Dr. Şener Üşümezsoy’dur.

Üşümezsoy’a bu tartışmada ayrı bir parantez açmak gerekiyor; çünkü kendisi medyanın ve genel akademik çevrenin yarattığı büyük korku çemberinin dışına çıkarak, verileri ezberlerin ötesinde yorumluyor.

Şener Üşümezsoy’un Farklılaşan Teorisi Nedir?

Ana akım jeologlar Marmara Denizi’nin altından baştan başa geçen tek bir ölü kollu ya da kilitli fay hattından bahsederken, Üşümezsoy Marmara’nın yapısının sanıldığı gibi tek parça ve sürekli olmadığını savunuyor.

  • Kırılan Hatlar ve Risk Durumu: Üşümezsoy, 1999 Gölcük depreminde fayın İzmit Körfezi’nden çıkıp Yalova ve Çınarcık açıklarına kadar olan kısmının zaten kırıldığını ve enerjisini boşalttığını söylüyor. Diğer taraftan, 1912 yılında meydana gelen Şarköy (Mürefte) depreminin de Marmara’nın batısındaki (Silivri ile Tekirdağ arasındaki) segmenti kırdığını belirtiyor.
  • Orta Marmara Efsanesi: Hocaya göre, haritalarda çizilen ve İstanbul’u dümdüz edeceği söylenen “Yeşilköy-Silivri arasındaki devasa kilitli fay” aslında aktif bir doğrultu atımlı fay değil; eski, yaşlı ve büyük depremler üretemeyecek kadar sığ bir yapıya sahip.

“İstanbul’da 7’nin Üzerinde Deprem Olmaz”

Şener Üşümezsoy, İstanbul merkezli bir kıyamet senaryosuna şu jeolojik gerekçeyle karşı çıkıyor:

“Marmara’da boydan boya kırılacak 100-150 kilometrelik tek bir fay hattı yok. Oradaki faylar parça parça ve birbirini tetikleyecek yapıda değil. İstanbul’u doğrudan etkileyecek en büyük risk Kumburgaz çukurluğundaki sığ segmenttir. Burası kırılsa bile üreteceği depremin büyüklüğü maksimum 6.5 civarında kalır. 7.5’lik bir deprem Marmara’nın mevcut jeolojik yapısına aykırıdır.”

Geçmişteki Tahminleri Neden Tuttu?

Üşümezsoy’un popülaritesi ve sözlerinin ağırlığı, geçmişte herkesin panik halinde olduğu anlarda yaptığı soğukkanlı ve doğru çıkan analizlerinden kaynaklanıyor.

  • 1999 depreminin hemen ardından “Yalova-Çınarcık hattı bitti, artık orada büyük bir sarsıntı olmaz” demiş ve haklı çıkmıştır.
  • Düzce depremini ve sonrasındaki bölgesel sismik hareketleri, ana akım medyanın aksine doğru segmentler üzerinden tahmin etmiştir.
  • Sosyal medyada ve televizyonlarda her küçük sarsıntı sonrası “Büyük deprem geliyor” çığlıkları atılırken, Üşümezsoy sakin kalmış, sarsıntıların hangi ölü fayların tabanlarında oluştuğunu haritalarla ispatlamıştır. Bu durum, onun teorilerini tamamen göz ardı edilemez bir konuma getirmektedir.

4. Ara Bölge: Marmara Adası’nın Sismik Rolü

İstanbul depremi konuşulurken gözden kaçan ama haritanın tam ortasında yer alan hayati bir nokta vardır: Marmara Adası. Adanın konumu, fayın batı segmenti ile orta segmentinin birleşme ve geçiş bölgesine denk gelir.

Marmara Adası ve çevresi, 1912 Şarköy depreminin sismik dalgalarından doğrudan etkilenmiş bir bölgedir. Şener Üşümezsoy’un tezlerinde de belirttiği gibi, adanın kuzeyinden geçen segmentlerin gerilimi, tarihsel süreçte büyük oranda deşarj olmuştur. Ancak adanın güneyinde ve batısında yer alan ikincil fay kolları, bölgedeki küçük ve orta büyüklükteki depremlerin kaynağıdır. İstanbul için bir erken uyarı veya sismik istasyon üssü niteliğinde olan Marmara Adası, denizin içindeki kabuk hareketlerini anlamak adına sismologlar için adeta bir kilit taşı vazifesi görmektedir.

Profesörlerin Ortak Paydası: Güvenli Yapı 

Farklı teoriler, farklı büyüklük tahminleri ve çelişen jeolojik modeller… İstanbul depremi üzerine yapılan bu akademik savaşların ötesinde, sıradan bir vatandaşın ve kenti yönetenlerin odaklanması gereken tek bir gerçek var. Naci Görür’ün “her an kırılabilir” uyarısı ile Şener Üşümezsoy’un “en fazla 6.5 olur” tezi arasındaki fark, bizim binalarımızı çürük yapma lüksümüzü doğurmaz.

Çünkü kötü inşa edilmiş, mühendislik hizmeti almamış, deniz kumuyla yapılmış bir bina için 7.5’lik bir deprem yıkıcı olduğu gibi, 6.5 büyüklüğündeki bir deprem de ölümcüldür. Bilim insanlarının haritalar üzerindeki fikir ayrılıkları jeolojinin zenginliğidir; ancak toplumun tek bir gerçeği olmalıdır: Güvenli zemin, doğru mühendislik ve depreme dirençli bir şehir mimarisi. Marmara’nın altındaki zaman ayarlı saat işlemeye devam ederken, bilimin ışığında, panik yapmadan ama bir saniye bile vakit kaybetmeden hazırlanmak bu toprakların geleceğine olan en büyük borcumuzdur.