Edebiyat tarihinin eski anlatılarında hikâyeler çoğunlukla kahramanın gözünden ilerler. Kahraman düzeni temsil eder, karşısındaki düşman ise bu düzeni tehdit eder. Canavar yenilir, suçlu cezalandırılır ve hikâye sona erer.
Zaman içinde anlatıların yapısı değişti. Yazarlar, kahramanın karşısında duran karakterlerin geçmişine, düşüncelerine ve iç dünyasına daha fazla yer vermeye başladı. Böylece kötülük, hikâyenin ortadan kaldırılması gereken unsuru olmaktan çıkıp incelenen bir konuya dönüştü.
Bu dönüşümün izlerini çok eski metinlerde görmek mümkün. Beowulf destanındaki Grendel, kahramanın karşısındaki canavar olarak ortaya çıkar. Shakespeare’in Macbeth‘inde kötülük insanın hırsları ve seçimleri üzerinden şekillenir. Mary Shelley’nin Frankenstein romanında yaratık kendi hikâyesini anlatır. Robert Louis Stevenson’ın Dr. Jekyll ve Mr. Hyde eserinde ise kötülük insanın kendi benliğinin içine yerleşir.
Bu dört eser arasında doğrudan bir edebî devamlılık kurmak mümkün değildir. Her biri kendi döneminin düşünsel ve edebî koşulları içinde ortaya çıkmıştır. Yine de birlikte ele alındıklarında önemli bir değişimi gösterirler: kötü karakterin bakış açısı giderek daha görünür hâle gelir.
Grendel ve Canavarın İlk Yüzü
Beowulf, Eski İngilizceyle yazılmış en önemli eserlerden biridir. Bugün elimizde bulunan Beowulf el yazması yaklaşık 1000 yılına tarihlenir. British Library, metnin daha eski sözlü anlatılardan aktarılmış olabileceğini ve el yazmasının bugün Cotton MS Vitellius A XV adıyla korunduğunu belirtir. Destanın ilk büyük çatışması da Beowulf ile Grendel arasındadır.
Grendel, Danimarka kralı Hrothgar’ın büyük salonu Heorot’a geceleri saldıran bir yaratıktır. Savaşçıları öldürür ve kralın halkına uzun süre korku yaşatır. Beowulf sonunda Grendel ile karşılaşır ve onu ağır biçimde yaralar.
Burada Grendel’in konumu nettir: O, canavar olarak anlatılır.
Okur Grendel’in ne düşündüğünü, yaşadıklarını nasıl değerlendirdiğini veya insanlara karşı davranışlarını hangi gerekçelerle açıkladığını öğrenmez. Onu ağırlıklı olarak Beowulf’un ve insanların karşısındaki tehdit olarak görürüz.
Bu nedenle Grendel’i bütün kötü karakterlerin başlangıcı olarak göstermek doğru olmaz. İnsan kültürlerinde kötü ruhlar, canavarlar ve düşman figürleri Beowulf‘tan çok daha önce vardı. Grendel’in asıl önemi, sonraki yüzyıllarda yeniden yorumlanmaya son derece elverişli bir karakter hâline gelmesidir.
Bu dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri 1971’de ortaya çıkar. Amerikalı yazar John Gardner, Grendel adlı romanında aynı olayları bu kez Grendel’in bakış açısından anlatır. Google Books ve WorldCat kayıtları da eseri, Beowulf‘taki Grendel’in kendi hikâyesini birinci kişi anlatımıyla aktaran 1971 tarihli bir roman olarak tanımlar.
Böylece yaklaşık bin yıl önce anlatının karşısında duran canavar, modern romanda anlatıcı konumuna geçer.
Bu değişim, “Grendel aslında iyiymiş” düşüncesine dayanmaz. Gardner’ın Grendel’i de insanları öldüren ve tehdit eden bir yaratıktır. Fark, okurun artık onun zihnine girebilmesidir.
Macbeth ve Kötülüğün İnsana Dönüşmesi
Grendel dışarıdan gelen bir canavar olarak konumlandırılırken Shakespeare’in Macbeth’i insanın kendi kararları üzerinden şekillenen bir kötülük örneğidir.
Folger Shakespeare Library, Macbeth‘in yaklaşık 1606-1607 yıllarında yazıldığını belirtir. Shakespeare oyunun malzemesini büyük ölçüde İskoçya tarihinden ve Raphael Holinshed’in kroniklerinden almıştır. Eser ilk kez 1623 tarihli First Folio’da basılmıştır.
Macbeth oyunun başında sıradan bir suçlu değildir. İskoç ordusunda başarılı bir komutandır ve Kral Duncan’ın güvendiği soylulardan biridir. Üç cadının kehanetleri onun gelecekte kral olacağını söyler. Bu ihtimal Macbeth’in zihninde giderek büyür.
Ardından hırs devreye girer.
Macbeth, Kral Duncan’ı öldürerek tahta geçer. Fakat iktidarı ele geçirmek suçlarının sonu olmaz. Banquo’yu öldürtür, Macduff’ın ailesine yönelik katliam emri verir ve giderek daha acımasız bir hükümdara dönüşür. Folger’ın oyun özetinde de Macbeth’in Duncan cinayetinden başlayarak Banquo ve Macduff’ın ailesine uzanan bir şiddet zincirine sürüklendiği anlatılır.
Macbeth’i önemli kılan nokta, onun doğuştan bir canavar olarak sunulmamasıdır.
Oyunun önemli bölümü Macbeth’in kararsızlığını, korkusunu ve suçluluk duygusunu izlememizi sağlar. İlk cinayet öncesinde kendi içinde mücadele eder. Cinayetin ardından da yaşadığı korkular ve gördüğü hayaller karakterinin ruhsal çöküşünü gösterir.
Böylece kötülük dışarıdan gelen bir yaratık olmaktan çıkar ve insanın kendi kararlarıyla büyüyen bir olguya dönüşür.
Grendel’in hikâyesinde temel soru canavarın nasıl yenileceğidir. Macbeth’te ise karakterin nasıl dönüştüğü önem kazanır.
Frankenstein’ın Yaratığı ve Canavarın Kendi Sesi
Mary Shelley’nin Frankenstein; or, The Modern Prometheus romanı 1818’de yayımlandı. British Library, eseri bilimsel deney yoluyla canlı bir varlık yaratan genç bir bilim insanının hikâyesi olarak tanımlar ve romanın İngiliz edebiyatındaki en etkili gotik eserlerden biri olduğunu belirtir.
Victor Frankenstein’ın yarattığı varlık, daha sonra popüler kültürde çoğu zaman “Frankenstein” adıyla anıldı. Oysa Frankenstein yaratıcısının adıdır; yaratığın romanda özel bir adı yoktur.
Bu ayrım, hikâyenin temel meselesini anlamak açısından önemlidir.
Victor yarattığı varlığı görünüşü nedeniyle terk eder. Yaratık insanlarla iletişim kurmaya, onların davranışlarını gözlemlemeye ve kendisine bir yer bulmaya çalışır. İnsanların korkusu ve düşmanlığı onun yalnızlığını derinleştirir.
Romanın ilerleyen bölümünde yaratık kendi hikâyesini anlatır.
Bu, edebiyat tarihindeki önemli değişimlerden biridir.
Okur artık canavarın yaptıklarını dışarıdan izlemekle yetinmez. Yaratığın yalnızlığını, insanlarla ilişki kurma arzusunu ve Victor’a karşı duyduğu öfkeyi kendi sözlerinden öğrenir.
Fakat Mary Shelley yaratığı masum bir kurban hâline getirmez. Yaratık cinayet işler ve intikam peşine düşer. Onun yaşadığı dışlanma, işlediği suçları ortadan kaldırmaz.
Romanın asıl gücü burada ortaya çıkar.
Shelley, kötülüğü açıklamak için sorumluluk ile koşulları aynı hikâyede buluşturur. Yaratığın davranışlarını anlamaya başladığımızda, “canavar” kelimesinin ne kadar kolay kullanılabildiğini de sorgularız.
Grendel hakkında konuşan insanlar vardır.
Frankenstein’ın yaratığı ise kendi hakkında konuşabilir.
Bu fark, kötü karakterin anlatıdaki konumunu kökten değiştirir.
Mr. Hyde ve Kötülüğün İnsan İçinde Ortaya Çıkması
Robert Louis Stevenson’ın Strange Case of Dr Jekyll and Mr Hyde adlı eseri 1886’da yayımlandı. British Library, romanı Viktorya dönemi gotik edebiyatının önemli eserlerinden biri olarak tanımlar ve hikâyenin merkezine insanın ikili doğasını yerleştirir.
Dr. Henry Jekyll saygın bir doktordur. Toplum içinde itibarlı bir yaşam sürer. Fakat insanın iyi ve kötü yönlerini birbirinden ayırabileceğine inanır ve bu düşünceyle deneyler yapar.
Deneylerin sonucunda Edward Hyde ortaya çıkar.
Hyde dışarıdan gelen bir yaratık değildir.
O, Jekyll’ın içindeki karanlığın ayrı bir kişilik biçiminde görünür hâle gelmesidir.
British Library’nin değerlendirmesine göre Stevenson, Mary Shelley’nin Frankenstein‘ında görülen yaratılmış canavar fikrini farklı bir noktaya taşır. Jekyll’ın “canavarı” laboratuvarda dışarıdan üretilen bir beden değil, insan kişiliğinin karanlık tarafıdır. Stevenson böylece bireyin içindeki ikiliği toplumun ikiliğiyle de ilişkilendirir.
Bu açıdan Hyde, Grendel’den çok farklı bir noktada durur.
Grendel insan toplumunun dışındadır.
Hyde ise toplumun içinden çıkar.
Macbeth kötülüğe doğru ilerlerken kendi kararlarıyla dönüşür. Frankenstein’ın yaratığı toplum tarafından dışlanmasının ardından öfkeye sürüklenir. Hyde ise Jekyll’ın bastırdığı arzuların ve dürtülerin serbest kalmasıyla ortaya çıkar.
Böylece kötülüğün adresi giderek değişir:
Grendel‘de dışarıdadır.
Macbeth‘te seçimlerdedir.
Frankenstein‘ın yaratığında toplumla ilişkidedir.
Hyde‘da insanın kendi içindedir.
Kötü Karakterin Bakış Açısı Nasıl Değişti?
Bu dört karakteri aynı kategoriye koymak yerine, aralarındaki farklara bakmak daha anlamlıdır.
Grendel, klasik kahramanlık anlatısındaki düşman figürüdür. Kendi düşüncelerini dinlemeyiz.
Macbeth, kahramandan kötü hükümdara dönüşen bir insanın iç dünyasını gösterir. Onun suçlarının oluşum sürecine tanık oluruz.
Frankenstein’ın yaratığı, kendisini “canavar” olarak gören topluma karşı kendi hikâyesini anlatır. Böylece okurun ahlaki değerlendirmesine yeni bilgiler eklenir.
Hyde ise insanın içindeki karanlık tarafın bağımsız bir karaktere dönüşmüş hâlidir.
Bu değişim, edebiyatın kötü karakterleri giderek daha karmaşık hâle getirdiğini gösterir. Kötü karakter artık hikâyenin sonunda kahramanın karşısına çıkan engel olarak kalmaz. Onun geçmişi, motivasyonu, korkuları ve düşünceleri de anlatının parçası olur.
Kötüyü Anlamak Onu Haklı Çıkarmak Değildir
Kötü karakterlerin iç dünyasına girilmesi, onların suçlarının aklanması anlamına gelmez.
Macbeth’in iktidar hırsını anlamak cinayetlerini haklı çıkarmaz. Frankenstein’ın yaratığının yalnızlığını görmek işlediği cinayetleri ortadan kaldırmaz. Hyde’ın Jekyll’ın bastırılmış yönlerini temsil ettiğini bilmek onun şiddetini mazur göstermez.
Buradaki temel değişim ahlaki hükümde değil, bakış açısındadır.
Eski anlatıların önemli bir bölümü “düşman nasıl yenilecek?” sorusuna odaklanırken modern edebiyat “bu karakter neden böyle oldu?” sorusunu da anlatının içine alır.
Bu yaklaşım kötü karakteri daha iyi bir insan hâline getirmez. Onu daha anlaşılır bir karakter hâline getirir.
Bu nedenle bir karakterin kendi hikâyesini anlatması, okurun onunla aynı fikirde olması anlamına gelmez. Okur artık hüküm vermeden önce karakterin dünyasını görme imkânına sahiptir.
Grendel’den Modern Villain Karakterlerine
Kötü karakterin kendi bakış açısından anlatılması 20. ve 21. yüzyıl edebiyatında ve sinemasında daha da yaygınlaştı.
John Gardner’ın 1971 tarihli Grendel romanı bu yaklaşımın çarpıcı örneklerinden biridir. Gardner, Beowulf‘un canavarını hikâyenin dışındaki tehdit olmaktan çıkarıp romanın merkezine yerleştirir. Grendel bu kez insanları gözlemleyen, dünya hakkında düşünen ve yaşadıklarına anlam vermeye çalışan bir anlatıcıdır. Eserin tanıtımında Google Books da romanı Grendel’in birinci kişi anlatımıyla aktardığı bir Beowulf yeniden yazımı olarak tanımlar.
Bu yöntem daha sonra popüler kültürde de güçlü bir anlatım aracına dönüştü.
Kahramanın geçmişini anlatmak kadar, onun karşısındaki karakterin geçmişini anlatmak da ilgi çekmeye başladı. Kötü karakterin motivasyonunu açıklayan filmler, romanlar ve diziler bu geleneği farklı biçimlerde sürdürdü.
Burada Grendel’in özel bir yeri bulunur. Çünkü Beowulf‘ta sessiz bir canavar olarak görülen karakter, yüzyıllar sonra kendi sesine kavuşmuştur.
Bu durum Grendel’i bütün modern villain karakterlerinin doğrudan atası yapmaz. Fakat eski bir canavarın modern bir anlatıda başrole geçirilmesi, edebiyatın kötü karaktere yaklaşımındaki değişimi görmek için güçlü bir örnektir.
Kötü Karakterlerin Hikâyeyi Değiştirmesi
Grendel, Macbeth, Frankenstein’ın yaratığı ve Mr. Hyde birbirinden çok farklı karakterlerdir. Onları aynı çizgide birleştiren şey “aslında iyi olmaları” değildir.
Asıl ortaklık, kötülüğün giderek daha ayrıntılı biçimde sorgulanmasıdır.
Grendel’de canavar dışarıdaki tehdittir. Macbeth’te kötülük insanın hırslarıyla büyür. Frankenstein’ın yaratığında toplumun dışladığı varlığın kendi sesi duyulur. Hyde’da kötülük insanın kendi benliğinden çıkar.
Bu nedenle edebiyat tarihinde önemli olan değişim, kötü karakterlerin ortadan kalkması değildir. Kötü karakterler giderek daha fazla söz hakkı kazanmıştır.
Okur artık hikâyeyi kahramanın gözünden dinlemekle yetinmez. Karşısındaki karakterin ne gördüğünü, ne düşündüğünü ve dünyayı nasıl algıladığını da merak eder.
Bazen bu bakış açısı kahramanın haklılığını güçlendirir. Bazen de kahramanla kötü karakter arasındaki sınırı bulanıklaştırır.
Sonuçta hikâyenin merkezindeki soru değişir. “Kötü kim?” sorusunun yanına “Neden kötü?” ve “Kötülük nereden geliyor?” soruları eklenir.
Grendel’in Heorot’un kapısında başlayan hikâyesi, yüzyıllar sonra insan zihninin karanlık tarafına kadar uzanır. Bir zamanlar kahramanın yenmesi gereken canavar olan karakter, modern edebiyatta kendi hikâyesini anlatmaya başladığında okurun karşısına bambaşka bir mesele çıkar:
Bir hikâyeyi kahramandan dinlemek, olayları anlatır. Kötüden dinlemek ise karakteri anlamamızı sağlar.

