Antony Flew, 20. yüzyılın en tanınmış ateist filozoflarından biriydi. Hayatının büyük bölümünü Tanrı’nın varlığına ilişkin argümanları eleştirerek geçirdi. 1950’de yayımlanan Theology and Falsification adlı çalışması din felsefesinin en çok tartışılan metinlerinden biri oldu ve Flew, sonraki yıllarda ateizmin akademik savunucularından biri olarak tanındı.
Yıllar sonra düşüncesini değiştirdi.
2004’te Tanrı’nın varlığına inanmaya başladığını açıkladığında büyük bir tartışma başladı. 2007’de yayımlanan There Is a God: How the World’s Most Notorious Atheist Changed His Mind kitabı, bu değişimin öyküsünü geniş bir okuyucu kitlesine taşıdı. Türkiye’de kitap Yanılmışım Tanrı Varmış adıyla yayımlandı.
Flew’un hikâyesi ilk bakışta bir ateistin dine dönüşü gibi görünebilir. Gerçekte tablo daha farklıydı. Flew, belirli bir dine geçtiğini söylemiyor; kendisini deist olarak tanımlıyordu. Onun asıl değişimi, Tanrı’nın varlığı hakkındaki felsefi kanaatinde gerçekleşti.
Antony Flew’un uzun ateizm dönemi
Antony Garrard Newton Flew, 1923’te İngiltere’de doğdu. Felsefe eğitimi aldı ve akademik kariyerinin önemli bölümünü din felsefesi, etik ve ateizm üzerine çalışarak geçirdi.
Gençlik yıllarında Hristiyan inancını sorgulamaya başlayan Flew, ilerleyen dönemde ateist bir dünya görüşünü benimsedi. Oxford’da bulunduğu yıllarda C. S. Lewis’in yönettiği Sokratik Kulüp toplantılarına katıldı. Bu toplantılar, Hristiyan düşünürlerle ateist ve agnostik filozofların doğrudan tartıştığı önemli bir akademik ortam oluşturuyordu.
Flew’un ateizmi uzun süreli ve sistematik bir felsefi pozisyondu. Dolayısıyla 2004’teki değişimi, hayatının erken dönemindeki kısa süreli bir inanç arayışının sonucu olarak değerlendirmek güçtür.
Teoloji ve Yanlışlama ile gelen ün
Flew’un adını geniş felsefe çevrelerine taşıyan çalışma Theology and Falsification oldu.
Flew bu metni 1950’de Oxford’daki Sokratik Kulüp’te sundu. Aynı yıl University adlı kısa ömürlü üniversite dergisinde yayımlandı. Daha sonra 1955’te Alasdair MacIntyre ile birlikte hazırladığı New Essays in Philosophical Theology derlemesinde yeniden yayımlandı. Flew, yıllar sonra metnin kırktan fazla kez yeniden basıldığını ve çeşitli dillere çevrildiğini belirtti.
Metnin temel sorusu Tanrı hakkında kullanılan ifadelerin nasıl anlamlı ve sınanabilir olabileceğiydi. Flew, bir iddianın hiçbir koşulda yanlışlanamayacak biçimde yorumlanmasının o iddianın bilgi değeri açısından ciddi sorunlar doğurduğunu savunuyordu.
Bu yaklaşım, Flew’un sonraki çalışmalarında da görülen temel düşünceyi ortaya koyuyordu: Bir inanç, kanıt ve mantıksal değerlendirmeye açık olmalıydı.
Flew’un düşüncesinde değişim nasıl başladı?
Flew’un Tanrı hakkındaki görüşü bir anda değişmedi. Yıllar boyunca bilimde ve felsefede ortaya çıkan gelişmeleri izledi ve daha önce savunduğu ateist yaklaşımı yeniden değerlendirmeye başladı.
2004’te görüşünü kamuoyuna açıkladığında özellikle doğa yasaları, evrenin yapısı, yaşamın kökeni ve biyolojik düzen gibi konular üzerinde duruyordu. Gary Habermas’ın 2007 tarihli Antony Flew’s Deism Revisited başlıklı incelemesinde de Flew’un değişimi, bilimsel gelişmeler ile felsefi değerlendirmelerin birlikte ele alındığı bir süreç olarak aktarılıyor.
Burada önemli olan nokta, Flew’un bilimsel bir deney sonucunda “Tanrı bulundu” şeklinde bir sonuca ulaşmamış olmasıdır. Onun ilgisini çeken soru daha temelde felsefiydi: Evreni ve yaşamı açıklarken doğal süreçlerin yanında bir ilk neden veya aşkın akıl düşüncesine ihtiyaç duyulup duyulmadığı.
Doğa yasalarının kökeni
Flew’un son dönem düşüncesinde doğa yasaları önemli bir yer tutuyordu.
Fizik, evrenin nasıl davrandığını matematiksel yasalarla açıklıyor. Flew ise bu yasaların varlığının kendisini felsefi bir soru olarak görmeye başladı.
2007 tarihli There Is a God kitabında “Who Wrote the Laws of Nature?” başlıklı bölümün bulunması, konunun onun düşüncesindeki ağırlığını gösteriyor. Kitabın ilgili bölümlerinde fiziksel evrenin düzeni ile bu düzenin açıklaması arasındaki ilişki tartışılıyor.
Flew açısından mesele, doğa yasalarının bilim tarafından keşfedilmesiyle bitmiyordu. Bu yasaların neden var olduğu ve neden matematiksel olarak anlaşılabilir bir evrenle karşı karşıya olduğumuz da ayrıca ele alınması gereken bir soruydu.
Evrenin ince ayarı
Bir başka mesele ince ayar problemiydi.
Modern kozmolojide evrenin temel sabitleri ve başlangıç koşulları, yıldızların ve karmaşık yapıların oluşabilmesi açısından önemli bir tartışma alanı oluşturuyor. Bu durum bazı filozoflar tarafından evrenin bir tasarımcıya işaret edebileceği şeklinde yorumlanırken, başka yaklaşımlar doğal açıklamalar ve çoklu evren gibi seçenekler üzerinden ilerliyor.
Flew, bu tartışmayı Tanrı düşüncesini yeniden değerlendirmesinde önemli felsefi başlıklardan biri olarak ele aldı. Burada bilimsel bulgu ile felsefi yorum arasındaki ayrımı korumak gerekiyor: ince ayar, kendi başına deneysel bir Tanrı kanıtı olarak kabul edilen bir sonuç değildir. Farklı dünya görüşleri aynı kozmolojik veriye farklı açıklamalar getirebilir.
Yaşamın kökeni ve DNA tartışması
Flew’un değişimi anlatılırken en çok öne çıkarılan konulardan biri DNA ve yaşamın kökenidir.
Flew, 2004’te Richard Carrier’a yazdığı mektupta ilk üreyebilen canlıların doğal süreçlerle ortaya çıkışını açıklama konusundaki güçlükleri Tanrı düşüncesine yönelmesinde önemli bir gerekçe olarak gösterdi. Aynı dönemde Tanrı anlayışının Aristoteles veya Spinoza’nın Tanrı anlayışına yakın olduğunu da belirtti.
Fakat bu noktada Flew’un sonraki düzeltmesini de belirtmek gerekiyor.
Aralık 2004’te Carrier’a yazdığı başka bir mektupta, yaşamın kökenine ilişkin doğal açıklamaların bulunmadığını varsaymasının hata olduğunu kabul etti. Böylece ilk üreyen canlıların ortaya çıkışındaki bilimsel boşluğu Tanrı’nın varlığı için tek başına temel oluşturan bir argüman gibi sunmaktan geri adım attı.
Bu ayrıntı Flew’un hikâyesini daha ilginç hale getiriyor. Çünkü kendi görüşünü destekleyen bir noktada bile daha sonra düzeltme yapabiliyordu.
“Yanılmışım Tanrı Varmış” kitabı
Flew’un düşünsel değişimi 2007’de yayımlanan There Is a God kitabıyla geniş kitlelerin gündemine girdi.
Türkçe baskının adı Yanılmışım Tanrı Varmış. Profil Yayıncılık tarafından yayımlanan Türkçe baskı 208 sayfadan oluşuyor ve kitabın özgün adı There Is a God: How the World’s Most Notorious Atheist Changed His Mind.
Kitapta Flew’un gençlik yıllarından başlayarak ateizme yönelmesi, din felsefesindeki çalışmaları ve daha sonra Tanrı’nın varlığı konusunda görüş değiştirmesi anlatılıyor.
Eserin dikkat çeken taraflarından biri, Flew’un dönüşümünü tek bir argümana bağlamamasıdır. Doğa yasaları, kozmoloji, yaşamın kökeni, biyolojik düzen ve felsefi açıklama sorunları bir bütün halinde ele alınıyor.
Kitabın yazım sürecindeki tartışma
Kitap Antony Flew ve Roy Abraham Varghese imzasını taşıyor. Eserin hazırlanışında Varghese’nin rolü daha sonra tartışma konusu oldu.
Bazı eleştirmenler kitabın Flew’un düşüncelerini ne ölçüde doğrudan yansıttığını sorguladı. Flew ise kitabın yayımlanmasından sonra temel görüşlerinin eserde doğru biçimde aktarıldığını belirtti. Gary Habermas’ın 2007 tarihli incelemesi de bu tartışmayı ve Flew’un değişen görüşlerinin arka planını ele alıyor.
Bu nedenle kitabı değerlendirirken iki konuyu birbirinden ayırmak gerekiyor: Flew’un gerçekten ateizmden uzaklaşıp uzaklaşmadığı ve kitabın metninin hazırlanmasında Varghese’nin ne ölçüde katkıda bulunduğu.
Flew’un 2004’ten sonraki açıklamaları, Tanrı’nın varlığına ilişkin kanaatinin değiştiğini açıkça ortaya koyuyor. Tartışmalı olan daha çok bu düşüncenin kitapta nasıl sunulduğu ve hangi argümanların Flew’un son dönem görüşünü ne ölçüde temsil ettiği.
Antony Flew neden deist oldu?
Flew’un hikâyesinin en sık karıştırılan noktası burada ortaya çıkıyor.
Flew Hristiyanlığa geçmedi. 2004’te kendisini deist olarak tanımladı ve Tanrı anlayışını geleneksel vahiy dinlerinin Tanrı anlayışından ayırdı. Gary Habermas’ın 2007 tarihli incelemesinde de Flew’un konumu “muhtemelen deist” olarak aktarılıyor.
Deizm, genel anlamıyla evrenin arkasında bir yaratıcı veya ilk neden bulunduğunu kabul eden, buna karşılık belirli bir vahiy dininin inanç sistemini zorunlu olarak benimsemeyen düşünce biçimidir.
Flew’un son dönem görüşü de bu çerçeveye yakındı. Onun kabul ettiği Tanrı, Hristiyanlık veya İslam’daki vahiy merkezli Tanrı anlayışıyla aynı kavramsal çerçevede değildi.
Bu yüzden Flew’un değişimini “ateistken dindar oldu” şeklinde özetlemek yerine “ateizmden deizme yöneldi” şeklinde ifade etmek daha isabetlidir.
Flew’un düşünce değişiminin asıl önemi
Antony Flew‘un hikâyesini ilginç kılan nokta, Tanrı’nın varlığı konusundaki tartışmanın hangi tarafının haklı olduğundan önce, bir filozofun kendi düşüncesini yeniden değerlendirmesidir.
Flew yaklaşık yarım yüzyıl boyunca ateist felsefenin önemli isimlerinden biri olarak tanındı. 1950’de Tanrı hakkındaki dini iddiaların felsefi niteliğini sorgulayan bir metin yayımladı; sonraki yıllarda ateizmi savunan kitaplar ve makaleler yazdı. Yaşamının ilerleyen döneminde ise aynı sorulara yeniden bakarak Tanrı’nın varlığının mümkün ve felsefi açıdan daha makul bir açıklama olabileceği sonucuna ulaştı.
Üstelik Flew, görüşünü değiştirirken önceki düşüncelerinin bazı bölümlerini de düzeltmeye devam etti. Yaşamın kökeni konusundaki 2004 değerlendirmesini geri çekmesi bunun en açık örneklerinden biridir.
Bu açıdan Yanılmışım Tanrı Varmış, Tanrı’nın varlığını kanıtlayan bir bilim kitabından çok, bir filozofun dünya görüşündeki değişimi anlatan bir düşünce tarihi belgesidir.
Flew’un kendi yaklaşımında öne çıkan ilke ise düşünce hayatının tamamına uygulanabilecek kadar basittir: kanıtın götürdüğü yere gitmek.
Belki de kitabın asıl ilginç tarafı burada ortaya çıkıyor. Elli yılı aşkın bir süre boyunca savunduğu bir düşünceyi değiştirmek, bir filozof için kendi geçmişiyle çelişmekten çok, yeni değerlendirmeler karşısında eski kanaatlerini yeniden tartabilmek anlamına geliyordu.

