30 Ekim 1920, Kars’ın tarihinde yeni bir dönemin başladığı gündür. Kâzım Karabekir Paşa komutasındaki Türk ordusu, Doğu Cephesi’nde yürüttüğü harekât sonucunda Kars’ı Ermeni kuvvetlerinin kontrolünden çıkararak şehri yeniden Türkiye’ye kazandırdı. Bu gelişme, Millî Mücadele’nin askerî ve diplomatik seyrini etkileyen önemli bir dönüm noktası oldu.
Kars’ın kurtuluşunu önemli kılan gelişmeler 1920 yılında başlamadı. Şehir, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından Rus İmparatorluğu’nun yönetimine girmiş, yaklaşık 40 yıl boyunca Rusya’nın Kafkasya’daki sınır bölgelerinden biri olarak varlığını sürdürmüştü. Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru yeniden el değiştiren Kars, Mondros Mütarekesi sonrasında yeni bir siyasi ve askerî mücadelenin merkezine dönüştü.
30 Ekim 1920’deki zaferi anlamak için önce bu uzun geçmişe, Rus yönetimi dönemine ve ardından bölgede ortaya çıkan siyasi gelişmelere bakmak gerekiyor.
Kars’ın Osmanlı-Rus Savaşı Sonrasında El Değiştirmesi (1877-1878)
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı Devleti’nin doğu sınırlarında önemli değişikliklere yol açtı. Rus ordusu, Kars başta olmak üzere Doğu Anadolu’daki bazı stratejik noktaları ele geçirdi. Savaşın sonunda imzalanan Ayastefanos Antlaşması, ardından toplanan Berlin Kongresi ile yeniden düzenlendi.
13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin Antlaşması’yla Kars, Ardahan ve Batum Rusya’ya bırakıldı. Böylece Osmanlı Devleti’nin doğudaki önemli savunma merkezlerinden biri olan Kars, Rus İmparatorluğu’nun yönetimine geçti.
Rus yönetimi, ele geçirdiği toprakları askerî ve idari açıdan yeniden düzenledi. 1878 yılında kurulan Kars Oblastı (Kars Vilayeti), Kafkasya Genel Valiliği’ne bağlı bir sınır yönetim bölgesi hâline geldi. Kars şehri de bu idari yapının merkezi oldu.
Rusya İmparatorluk Kütüphanesi’nin tarihî idari yayınlarında Kars Oblastı’nın Kars, Ardahan, Kağızman ve Oltu olmak üzere dört kazaya ayrıldığı belirtiliyor. Bu düzenleme, Rus yönetiminin bölgeyi askerî sınır güvenliğiyle birlikte sivil idare bakımından da örgütlediğini gösteriyor.
Rus Yönetiminde Kars (1878-1918)

Kars’ın Rus yönetiminde geçirdiği yaklaşık 40 yıl, şehrin idari yapısını, nüfusunu, ekonomisini ve askerî önemini değiştirdi. Rus İmparatorluğu bölgeyi Kafkasya’daki sınır savunmasının bir parçası olarak değerlendirirken, farklı toplulukların yaşadığı çok uluslu bir idari yapı oluşturdu.
Bu dönemi incelemek için Rusya’nın kendi kayıtları oldukça değerli. Rusya Millî Kütüphanesi’nin dijital koleksiyonunda bulunan Kars Oblastı Hatıra Kitapları ve Adres Takvimleri (Памятные книжки и адрес-календари Карсской области), bölgenin idari ve toplumsal yapısına ilişkin dönem verilerini içeriyor. İlk kapsamlı yayınlardan biri 1902 yılında hazırlandı.
Nüfus ve toplumsal yapı
1897 Rus İmparatorluğu nüfus sayımı, Kars Oblastı’nın demografik yapısına ilişkin önemli bilgiler sunuyor. Brockhaus ve Efron Ansiklopedisi’nin 1890’lı yıllara ait verileriyle birlikte değerlendirildiğinde bölgede çok sayıda etnik ve dinî topluluğun yaşadığı görülüyor.
1897 nüfus sayımına göre Kars Oblastı’nın toplam nüfusu yaklaşık 290.654 kişiydi. Nüfusun etnik dağılımında Ermeniler 73.406, Türkler 63.547, Kürtler 42.968, Rumlar 32.593 ve Karapapaklar 29.878 kişi olarak kaydedilmişti. Rus nüfusu ise yaklaşık 27.856 kişiydi.
Bu rakamlar, Kars’ın Rus yönetimi döneminde de çok topluluklu karakterini koruduğunu gösteriyor. Bölgede Müslüman ve Hristiyan topluluklar, farklı diller ve gelenekler bir arada bulunuyordu.
Rus yönetimi ayrıca bölgeye yeni yerleşimci gruplar getirdi. Özellikle Rusya’nın farklı bölgelerinden gelen bazı dinî topluluklar Kars çevresinde köyler kurdu. Bu yerleşim hareketleri, imparatorluğun sınır bölgelerinde nüfus yapısını yeniden şekillendirme politikasının bir parçasıydı.
Askerî ve ekonomik dönüşüm
Kars’ın Rusya açısından önemi, coğrafi konumundan kaynaklanıyordu. Şehir, Osmanlı topraklarına yakınlığı ve doğal savunma hatları nedeniyle güçlü bir askerî merkez olarak değerlendirildi.
Rus arşivlerinin askerî rehberlerinde Kars Kalesi’ne ilişkin 1878-1918 dönemini kapsayan garnizon emirleri, yıllık askerî raporlar ve kale yönetimi belgeleri bulunuyor. Bu belgeler, şehrin tahkimat ve savunma sisteminin Rus yönetimi boyunca önemini koruduğunu ortaya koyuyor.
Ekonomik yaşamda tarım ve hayvancılık ağırlığını sürdürürken şehirler arasındaki ticaret de gelişti. Kars’ın Aleksandropol (bugünkü Gümrü) yönündeki ulaşım bağlantısı, bölgenin Kafkasya ile ilişkilerini güçlendiren unsurlardan biriydi.
Rus yönetimi dönemi, Kars’ın idari ve askerî yapısında kalıcı izler bıraktı. Birinci Dünya Savaşı başladığında şehir, Rus İmparatorluğu’nun Osmanlı sınırındaki önemli askerî merkezlerinden biri durumundaydı.
Brest-Litovsk Antlaşması ve Kars’ın Osmanlı Yönetimine Dönüşü (1918)
Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Rusya’da yaşanan devrim, Kars’ın geleceğini yeniden değiştirdi. 1917’de gerçekleşen Bolşevik Devrimi’nin ardından Rusya savaştan çekilme kararı aldı. Yeni Sovyet yönetimi, Almanya ve müttefikleriyle barış görüşmelerine başladı.
3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması’yla Rusya, Kars, Ardahan ve Batum üzerindeki haklarından vazgeçti. Böylece 1878 Berlin Antlaşması’yla Rusya’ya bırakılan bu bölgelerin Osmanlı yönetimine dönüşünün önü açıldı.
Rus arşivlerinin Kars Kalesi’ne ilişkin kayıtları da bu değişimi doğruluyor. Rusya Devlet Arşivleri rehberinde bulunan askerî belgelerde, Kars Kalesi’nin Brest-Litovsk Antlaşması uyarınca 3 Mart 1918’de Türkiye’ye devredildiği belirtiliyor.
Osmanlı kuvvetleri bölgeye yeniden girdi. Kars ve çevresinde Osmanlı idaresi kuruldu. Şehir yaklaşık 40 yıl süren Rus yönetiminin ardından yeniden Osmanlı topraklarına katılmıştı.
Fakat bu durum uzun sürmedi. Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle ayrıldı ve 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’ni imzaladı. Mütareke hükümleri, Kafkasya’daki askerî dengeleri yeniden değiştirdi. Osmanlı ordusunun bölgeden çekilmesiyle Kars ve çevresi yeni bir yönetim mücadelesinin içine girdi.
Mondros Sonrası Kars ve Millî Şura Hareketi

Mondros Mütarekesi’nin ardından Osmanlı kuvvetlerinin bölgeden çekilmesi, Kars halkı açısından ciddi bir güvenlik ve yönetim sorununa yol açtı. Bölgede yaşayan Müslüman topluluklar, gelecekte kurulacak yönetim ve sınır düzenlemesi konusunda söz sahibi olmak amacıyla örgütlenmeye başladı.
Bu süreçte ortaya çıkan en önemli oluşumlardan biri Millî Şura hareketiydi. Kars merkezli bu hareket, bölgedeki yerel halkın siyasi temsilini sağlamayı ve kendi yönetimini oluşturmayı hedefliyordu.
17-18 Ocak 1919 tarihlerinde Kars’ta toplanan kongrede Güneybatı Kafkas Geçici Millî Hükûmeti kuruldu. Bazı kaynaklarda Güneybatı Kafkas Cumhuriyeti olarak da anılan bu yönetim, Kars ve çevresindeki Müslüman nüfusun siyasi örgütlenmesinin en önemli örneklerinden biriydi.
Millî Şura yönetimi kendi meclisini oluşturdu, idari ve askerî yapılanmaya girişti. Böylece bölge halkı, Osmanlı ordusunun çekilmesinden sonra ortaya çıkan yönetim boşluğunu kendi kurumlarıyla doldurmaya çalıştı.
Millî Savunma Bakanlığı’nın Atatürk Sitesi’nde yayımlanan Millî Mücadele dönemi belgelerinde de 17 Ocak 1919 kongresi ve kurulan geçici hükûmet hakkında bilgi bulunuyor.
İngiliz müdahalesi ve Millî Şura’nın dağıtılması
İngiliz kuvvetleri 13 Şubat 1919’da Kars’a girdi. Başlangıçta Millî Şura yönetimini tanıyan İngiliz komutanlığıyla yerel yönetim arasındaki ilişkiler, bölgenin geleceğine ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle bozuldu.
İngiliz yönetimi, Kars’ın idaresinde Ermeni siyasi ve askerî unsurlarının etkisini artıran bir politika izlemeye başladı. Bunun üzerine Millî Şura ile İngiliz kuvvetleri arasındaki gerilim büyüdü.
12 Nisan 1919’da İngiliz birlikleri Kars’taki hükûmet merkezine müdahale ederek yönetimi dağıttı. Millî Şura yöneticileri tutuklandı ve Malta’ya sürgüne gönderildi. Böylece Güneybatı Kafkas Geçici Millî Hükûmeti’nin siyasi varlığı sona erdi.
Bu gelişmenin ardından Kars ve çevresinde Ermeni yönetimi etkili hâle geldi. Bölgedeki Müslüman halkın yaşadığı güvenlik sorunları, Ankara’daki Millî Mücadele hareketinin doğu sınırlarına yönelik politikasında önemli bir yer tutmaya başladı.
Kâzım Karabekir Paşa ve Doğu Cephesi Harekâtı

1920 yılına gelindiğinde Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti, doğu sınırındaki gelişmeleri yakından takip ediyordu. Ermenistan ile yaşanan sınır anlaşmazlıkları, bölgedeki askerî hareketlilik ve Sevr Antlaşması’nın doğu sınırlarına ilişkin hükümleri, yeni bir çatışma ihtimalini artırdı.
Doğu Cephesi’nin komutanlığını Kâzım Karabekir Paşa yürütüyordu. Daha önce 15. Kolordu Komutanı olarak görev yapan Karabekir, 1920 yılında Doğu Cephesi Komutanlığına atanmıştı.
TBMM Hükûmeti, 20 Eylül 1920’de aldığı kararla doğu cephesinde harekât yapılmasına izin verdi. 28 Eylül’de Türk birlikleri Sarıkamış-Kars-Gümrü doğrultusunda genel taarruza başladı.
İlk önemli hedef Sarıkamış’tı. Türk birlikleri 29 Eylül’de Sarıkamış’ı ele geçirdi. Ardından Kağızman ve çevresindeki askerî noktalar kontrol altına alındı. Bu ilerleyiş, Kars’a yönelik harekâtın hazırlık aşamasını oluşturdu.
Kars harekâtı için hazırlık
Türk ordusunun ilk ilerleyişinden sonra cephede bir süre bekleme dönemi yaşandı. Ankara, Sovyet Rusya’nın gelişmelere verebileceği tepkiyi ve Kafkasya’daki siyasi dengeleri dikkate alıyordu.
28 Ekim 1920’de yeniden başlayan harekâtın hedefi Kars’tı. Şehrin güçlü savunma hatları, kaleleri ve tabyaları nedeniyle askerî planlama büyük önem taşıyordu.
Harekâtın yönetiminde Kâzım Karabekir Paşa’nın yanı sıra 9. Kafkas Tümeni Komutanı Halit Bey de önemli rol üstlendi. Türk birlikleri şehri farklı yönlerden kuşatarak savunma hatlarına yöneldi.
Kars’ın doğu yönündeki tabyaları ve çevresindeki stratejik noktalar, şehrin ele geçirilmesinde belirleyici olacaktı.
30 Ekim 1920: Kars’ın Kurtuluşu
30 Ekim sabahı Türk birlikleri Kars’a yönelik genel taarruzu başlattı. Kâzım Karabekir Paşa, harekâtı Üçler Tepesi’ndeki gözetleme noktasından yönetiyordu. Türk kuvvetleri, şehrin savunma hatlarına eş zamanlı baskı uygulayarak Ermeni birliklerinin direncini kırdı.
9. Kafkas Tümeni’nin doğu yönünden gerçekleştirdiği kuşatma ve diğer birliklerin ilerleyişi sonucunda Kars’ın savunması çöktü. Şehirdeki askerî noktalar Türk ordusunun kontrolüne geçti.
Atatürk Ansiklopedisi’nde yer alan Kâzım Karabekir biyografisinde, taarruzun yaklaşık üç saat içinde sonuçlandığı ve Karabekir Paşa’nın öğleden sonra karargâhını Kars’a taşıdığı aktarılıyor. Aynı gün zafer haberi Ankara’ya, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bildirildi.
Böylece Kars, yaklaşık 43 yıllık Rus yönetimi ve ardından yaşanan siyasi-askerî mücadele döneminden sonra yeniden Türkiye’nin kontrolüne geçti.
Kars’ın alınması, Doğu Cephesi’ndeki harekâtın da önemli bir aşamasını oluşturuyordu. Türk ordusu ilerleyişini sürdürerek 7 Kasım 1920’de Gümrü’ye ulaştı. Bu gelişme, Ermenistan’ı barış görüşmelerine yönelten askerî baskıyı artırdı.
Gümrü Antlaşması ve Doğu Cephesi’ndeki İlk Diplomatik Zafer

Kars’ın kurtarılmasının ardından askerî harekât Gümrü yönünde devam etti. Ermenistan’ın barış talebinde bulunması üzerine iki taraf arasında görüşmeler başladı.
3 Aralık 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ile Ermenistan arasında Gümrü Antlaşması imzalandı. Antlaşma, TBMM Hükûmeti’nin imzaladığı ilk uluslararası antlaşma olması bakımından ayrı bir önem taşıyordu.
Gümrü Antlaşması’yla Kars, Sarıkamış, Kağızman, Iğdır ve çevresindeki bazı bölgelerin Türkiye’ye bırakılması öngörüldü. Ermenistan, Sevr Antlaşması’nın kendisine sağladığı toprak kazanımlarından vazgeçmeyi kabul etti.
Fakat antlaşmanın imzalanmasından kısa süre sonra Ermenistan’da Sovyet yönetimi kuruldu. Bu nedenle Gümrü Antlaşması iki ülke arasında onaylanarak yürürlüğe giremedi. Bölgenin sınırları daha sonra Sovyet Rusya ile yapılan görüşmeler ve antlaşmalarla yeniden düzenlendi.
Moskova ve Kars Antlaşmalarıyla Sınırların Belirlenmesi

Doğu Cephesi’ndeki askerî başarı, Türkiye’nin Kafkasya’daki diplomatik konumunu güçlendirdi. Sovyet Rusya ile yürütülen görüşmeler sonucunda 16 Mart 1921’de Moskova Antlaşması imzalandı.
Antlaşma, Türkiye ile Sovyet Rusya arasındaki sınır düzenlemesinin temelini oluşturdu. Ardından Türkiye, Sovyet Ermenistanı, Sovyet Azerbaycanı ve Sovyet Gürcistanı temsilcilerinin katılımıyla Kars’ta yeni görüşmeler gerçekleştirildi.
13 Ekim 1921’de imzalanan Kars Antlaşması, Türkiye’nin doğu sınırının belirlenmesinde önemli bir hukuki dayanak oluşturdu. Kars, Ardahan ve Iğdır Türkiye sınırları içinde kaldı. Batum ise Sovyet Gürcistanı’na bırakıldı ve bölge için özel özerklik hükümleri kabul edildi.
Böylece 1878’de başlayan sınır değişiklikleri ve 1918 sonrasında yaşanan siyasi mücadele, 1921 antlaşmalarıyla yeni bir düzene kavuştu.
30 Ekim 1920’de Kars’ın alınması, bu diplomatik sürecin önünü açan en önemli askerî gelişmelerden biriydi.
30 Ekim’in Kars ve Türkiye Tarihindeki Önemi
Kars’ın 30 Ekim 1920’de kurtarılması, Millî Mücadele’nin doğu cephesinde elde edilen en önemli askerî başarılardan biri olarak tarihe geçti. Şehrin kontrolünün yeniden sağlanması, TBMM Hükûmeti’nin doğu sınırındaki siyasi ve diplomatik hareket alanını genişletti.
Bu zaferin önemi birkaç gelişmede açıkça görülüyor:
- Kars ve çevresinde 1918 sonrasında yaşanan yönetim mücadelesi sona erdi.
- Doğu Cephesi’nde Türk ordusunun ilerleyişi Gümrü’ye kadar devam etti.
- TBMM Hükûmeti, Gümrü Antlaşması’yla ilk uluslararası antlaşmasını imzaladı.
- Moskova ve Kars antlaşmalarıyla Türkiye’nin doğu sınırının hukuki çerçevesi oluşturuldu.
Kars’ın hikâyesi, yaklaşık yarım yüzyıla yayılan savaşların, göçlerin, yönetim değişikliklerinin ve diplomatik mücadelelerin iç içe geçtiği bir tarih anlatısıdır. 30 Ekim 1920 ise bu uzun dönemin en önemli dönüm noktalarından birini temsil eder.
Bugün Kars’ın kurtuluş yıl dönümü olarak kutlanan 30 Ekim, şehir halkının hafızasında Kâzım Karabekir Paşa’yı, Halit Paşa’yı ve Doğu Cephesi’nde görev yapan askerleri anma günü olarak yaşamaya devam ediyor.

