I. Dünya Savaşı’nın başlangıcı çoğu insanın zihninde tek bir olayla yer eder: 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan tahtının varisi Franz Ferdinand‘ın Saraybosna’da öldürülmesi. Suikastın ardından Avusturya-Macaristan Sırbistan’a savaş ilan etti, Rusya Sırbistan’ın yanında harekete geçti, Almanya savaşa girdi ve birkaç gün içinde Fransa ile Britanya da çatışmanın parçası oldu.
Bu anlatım olayların sırasını doğru verir. Fakat savaşın nedenini açıklamak için yetersiz kalır.
Franz Ferdinand’ın öldürülmesi, I. Dünya Savaşı’nın bütün nedenini oluşturmadı. Suikast, Avrupa’da yıllardır biriken gerilimi harekete geçiren olaydı.
Asıl mesele, Avrupa’nın 1914’e gelindiğinde küçük bir siyasi krizin neden büyük bir savaşı tetikleyebileceği kadar gerilim biriktirmiş olmasıydı.
Almanya’nın yükselişi, Fransa ve Britanya ile rekabet, Rusya’nın Balkanlar’daki çıkarları, milliyetçilik, emperyalizm, silahlanma ve ittifaklar birbirinden bağımsız sorunlar değildi. Bu gelişmeler birbirini etkiliyor ve Avrupa’nın siyasi dengesini giderek daha kırılgan hale getiriyordu.
Savaşa giden yolu anlamak için önce bu düzenin nasıl oluştuğuna bakmak gerekir.
Avrupa’nın Güç Dengesi 1914’ten Önce Değişti
I. Dünya Savaşı’nın kökenleri 1914 yazında ortaya çıkmadı. Avrupa’nın siyasi yapısı özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında büyük bir dönüşüm geçirdi.
Sanayileşme devletlerin ekonomik ve askerî gücünü artırdı. Almanya ve İtalya’nın siyasi birliklerini kurması Avrupa’nın haritasını değiştirdi. Milliyetçilik çok uluslu imparatorlukların iç dengelerini zorlamaya başladı. Aynı dönemde Avrupa devletleri Afrika ve Asya’da sömürge alanları için rekabet etti.
Bu gelişmelerin merkezinde ise Almanya’nın yükselişi bulunuyordu.
Almanya’nın birleşmesi Avrupa’daki dengeyi değiştirdi
1871’de Alman İmparatorluğu’nun kurulması Avrupa siyasetindeki en önemli değişimlerden biriydi.
Almanya kısa sürede güçlü bir sanayi ekonomisine ve büyük bir orduya sahip oldu. Nüfusu ve ekonomik üretimi arttı. Böylece Avrupa’nın merkezinde Fransa ve Britanya’yla rekabet edebilecek güçlü bir devlet ortaya çıktı.
Fransa’nın Almanya’ya yönelik kaygıları 1871 Fransa-Prusya Savaşı’nın ardından daha da güçlenmişti. Fransa Alsace-Lorraine’i kaybetmişti ve Almanya’nın yükselişini yakından takip ediyordu.
Almanya’nın güçlenmesi Rusya açısından da yeni bir durum yarattı. Almanya’nın Fransa ile olası bir savaşı ve Rusya ile yaşanabilecek rekabet, Avrupa’daki güç dengesinin yeniden kurulmasını gerektiriyordu.
Böylece büyük devletlerin birbirlerinin askerî ve siyasi kapasitesini sürekli hesapladığı bir dönem başladı.
Almanya ile Britanya arasında rekabet arttı
Almanya’nın ekonomik büyümesi zamanla deniz gücüne de yansıdı.
II. Wilhelm döneminde Almanya dünya siyasetinde daha etkin bir rol üstlenmek istedi. Alman yönetimi büyük bir donanma kurmaya başladı. Britanya ise küresel ticaretini ve sömürge imparatorluğunu büyük ölçüde deniz gücüne dayanarak sürdürüyordu.
Alman donanmasının büyümesi Londra’da ciddi biçimde takip edildi. Britanya ve Almanya arasında başlayan donanma yarışı iki ülkenin birbirine yönelik güvenlik kaygılarını artırdı.
Bu rekabet doğrudan savaşa yol açmadı. Fakat Avrupa’daki büyük devletlerin birbirlerini potansiyel rakipler olarak görmesini güçlendirdi.
Büyük Devletler Birbirlerine Güvenlik Aramaya Başladı
Güç dengesi değiştikçe devletler kendilerini daha güvenli hale getirmek için diplomatik ortaklıklar kurdu. Bu süreç sonunda Avrupa iki büyük güç grubu çevresinde şekillendi.
Almanya ve Avusturya-Macaristan arasındaki yakınlaşma 1879’da İkili İttifak’ı oluşturdu. İtalya’nın 1882’de katılmasıyla Üçlü İttifak ortaya çıktı.
Fransa ise Almanya karşısında Rusya ile yakınlaştı. Britanya’nın Fransa ve Rusya ile yaptığı anlaşmalar sonucunda da Üçlü İtilaf şekillendi.
Bu ittifakların amacı doğrudan dünya savaşı çıkarmak değildi. Devletler birbirlerini destekleyerek rakiplerini caydırmayı ve kendi güvenliklerini artırmayı amaçlıyordu.
Fakat sistemin önemli bir yan etkisi vardı: Büyük devletlerin güvenlikleri birbirine bağlanmıştı.
Yerel bir kriz büyük devletleri ilgilendirmeye başladı
Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasında çıkacak bir kriz artık iki ülke arasında kalmayabilirdi.
Rusya Sırbistan’ı desteklerse Avusturya-Macaristan Almanya’nın desteğine başvurabilirdi. Almanya’nın Rusya’ya karşı harekete geçmesi Fransa’yı etkileyebilirdi. Almanya ile Fransa arasındaki savaş ise Britanya’nın çıkarlarını doğrudan ilgilendirebilirdi.
Bu durum 1914’te yaşanan krizin nasıl genişlediğini anlamak açısından önemlidir.
İttifak sistemi tek başına savaşı yaratmadı. Fakat yerel bir çatışmanın büyüyebileceği bir ortam oluşturdu.
Milliyetçilik Özellikle Balkanlar’da Gerilimi Artırdı
Avrupa’daki güç mücadelesinin bir başka önemli unsuru milliyetçilikti.
19. yüzyılda millî devletlerin ortaya çıkışı Avrupa’nın siyasi haritasını değiştirmişti. Aynı düşünce çok uluslu imparatorlukların içinde yaşayan topluluklar arasında da güç kazandı.
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu bu açıdan özellikle hassastı. İmparatorluk çok sayıda etnik ve dilsel topluluğu bünyesinde barındırıyordu.
Balkanlar’da ise milliyetçilik toprak ve devlet kurma hedefleriyle doğrudan birleşmişti.
Sırbistan’ın güçlenmesi Avusturya-Macaristan’ı endişelendirdi
Sırbistan 19. yüzyılın sonlarında bağımsız bir Balkan devleti olarak güç kazanmaya başladı. Sırp milliyetçiliği ise Sırpların yaşadığı bölgelerin siyasi olarak bir araya gelmesini hedefleyen fikirleri güçlendirdi.
Bu durum Avusturya-Macaristan açısından ciddi bir sorun oluşturuyordu. Çünkü imparatorluğun sınırları içinde çok sayıda Slav topluluğu bulunuyordu.
Sırbistan’ın güçlenmesi, Avusturya-Macaristan yönetiminin gözünde yalnızca dış politika meselesi değildi. İmparatorluğun kendi içindeki milliyetçi hareketlerin güçlenmesi ihtimalini de beraberinde getiriyordu.
Rusya ise Balkanlar’da Sırbistan’la yakın ilişkiler kuruyor ve bölgedeki nüfuzunu korumaya çalışıyordu.
Böylece Sırbistan’ın güçlenmesi üç farklı güvenlik hesabını aynı anda etkiliyordu: Sırbistan için millî hedefler, Avusturya-Macaristan için imparatorluğun bütünlüğü, Rusya için Balkanlar’daki nüfuz.
Balkan Savaşları Avrupa’daki Gerilimi Keskinleştirdi
Balkanlar’daki sorunlar 1912 ve 1913’te savaşlara dönüştü.
Birinci Balkan Savaşı’nda Sırbistan, Bulgaristan, Yunanistan ve Karadağ Osmanlı İmparatorluğu’na karşı savaştı. Osmanlı İmparatorluğu Balkanlar’daki topraklarının büyük bölümünü kaybetti.
Ardından eski müttefikler arasında toprak paylaşımı anlaşmazlığı çıktı ve İkinci Balkan Savaşı yaşandı.
Bu savaşların sonunda Sırbistan daha büyük ve daha güçlü bir devlet haline geldi.
Sırbistan’ın büyümesi Viyana’daki kaygıyı artırdı
Sırbistan’ın güçlenmesi Avusturya-Macaristan’ın Balkan politikasını doğrudan etkiledi.
Viyana yönetimi Sırbistan’ın daha fazla büyümesini engellemek istiyordu. Çünkü güçlü bir Sırbistan’ın Avusturya-Macaristan sınırları içindeki Slav toplulukları üzerinde siyasi ve milliyetçi etkisi olabileceği düşünülüyordu.
Rusya’nın Sırbistan’ı desteklemesi de sorunu daha karmaşık hale getiriyordu.
Böylece Balkanlar’daki yerel güç mücadelesi, Avusturya-Macaristan ile Rusya arasındaki büyük güç rekabetinin bir parçasına dönüşüyordu.
Silahlanma Yarışı, Krizleri Daha Tehlikeli Hale Getirdi
Avrupa’daki siyasi rekabet askerî alanda da karşılığını buldu.
Büyük devletler ordularını büyüttü, yeni silah sistemleri geliştirdi ve savaş halinde uygulanacak seferberlik planları hazırladı. Sanayileşme ve demiryolları sayesinde milyonlarca askerin kısa sürede harekete geçirilmesi mümkün hale geldi.
Bu durum 1914’teki krizin önemli özelliklerinden biriydi.
Büyük ordular seferberlik planlarına bağlandı
Bir devletin ordusunu harekete geçirmesi uzun süren bir hazırlık gerektiriyordu. Birliklerin demiryollarıyla taşınması, silah ve mühimmatın dağıtılması ve cephelerin hazırlanması önceden planlanmıştı.
Bu nedenle kriz sırasında zaman büyük önem taşıyordu.
Bir devlet seferberliğe başladığında karşı tarafın beklemesi askerî açıdan riskli hale gelebiliyordu. Böylece diplomatik kararlarla askerî planlar birbirini etkiliyordu.
Almanya’nın Schlieffen Planı bu durumun en önemli örneğiydi. Alman askerî planlaması, Rusya ile savaş ihtimalinde Fransa’nın hızlı biçimde yenilmesini ve ardından ordunun doğuya çevrilmesini öngörüyordu.
Bu tür planlar savaş başladığında uygulanmak üzere hazırlanmıştı. Fakat aynı zamanda kriz sırasında devletlerin geri adım atmasını zorlaştırıyordu.
Avrupa’daki Krizler 1914’ten Önce de Yaşanmıştı
1914’te ortaya çıkan gerilim bir anda oluşmadı. Büyük devletler savaş öncesinde birçok ciddi uluslararası kriz yaşadı.
1905 ve 1911 Fas krizlerinde Almanya ile Fransa karşı karşıya geldi. 1908-1909 Bosna Krizi’nde Avusturya-Macaristan’ın Bosna-Hersek’i ilhak etmesi Rusya ve Sırbistan’ın tepkisine yol açtı.
Bu krizlerin hiçbiri genel Avrupa savaşına dönüşmedi.
Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü Avrupa’daki gerilimin yüksek olması, savaşın otomatik olarak kaçınılmaz olduğu anlamına gelmiyordu.
Diplomasi daha önce krizleri kontrol altına almayı başarmıştı.
1914’te farklı olan şey ise birçok gerilimin aynı anda mevcut olması ve Saraybosna suikastının bunları aynı kriz içinde bir araya getirmesiydi.
Franz Ferdinand Suikastı Krizi Başlattı
28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan tahtının varisi Franz Ferdinand ve eşi Sophie, Saraybosna’da Gavrilo Princip tarafından öldürüldü.
Princip, Bosnalı Sırp milliyetçi çevrelerle bağlantılı Genç Bosna hareketinin üyesiydi. Suikastın bazı failleri Sırp askerî istihbaratındaki kişilerle bağlantılıydı.
Suikastın Sırp hükümeti tarafından doğrudan emredildiğine dair kesin bir kanıt bulunmuyor. 1914-1918 Online Encyclopedia, suikastın Black Hand örgütü ve Sırp askerî istihbaratıyla bağlantılarını ele alırken Sırp hükümetinin doğrudan sorumluluğu konusunda daha temkinli bir değerlendirme yapıyor.
Avusturya-Macaristan yönetimi ise suikastı Sırbistan’a karşı harekete geçmek için yeterli bir gerekçe olarak gördü.
Böylece Temmuz Krizi başladı.
Temmuz Krizi Avrupa’yı Savaşa Sürükledi
I. Dünya Savaşı’nın nasıl başladığını anlamak için suikasttan sonraki beş haftaya yakından bakmak gerekir.
Çünkü savaş 28 Haziran’da başlamadı. Devletler suikasttan sonra bir dizi siyasi ve askerî karar aldı. Savaşın Avrupa çapında büyümesini sağlayan süreç bu kararlarla ortaya çıktı.
Almanya Avusturya-Macaristan’a destek verdi
Almanya, Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’a karşı sert bir politika izlemesini destekledi.
Alman yönetiminin Viyana’ya verdiği destek tarih yazımında genellikle “boş çek” olarak adlandırılır. Berlin, Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’a karşı harekete geçmesi halinde arkasında duracağını bildirdi.
Bu destek Avusturya-Macaristan’ın daha sert bir politika izlemesini kolaylaştırdı.
Avusturya-Macaristan Sırbistan’a ültimatom verdi
Avusturya-Macaristan 23 Temmuz 1914’te Sırbistan’a çok ağır şartlar içeren bir ültimatom gönderdi.
Sırbistan 25 Temmuz’da cevap verdi ve şartların büyük bölümünü kabul etti. Bazı maddelere itiraz etti.
Avusturya-Macaristan cevabı yeterli görmedi ve 28 Temmuz’da Sırbistan’a savaş ilan etti.
Böylece suikastın ardından başlayan siyasi kriz resmî bir savaşa dönüştü.
Rusya Sırbistan’ı desteklemek için harekete geçti
Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’a savaş ilan etmesi Rusya’yı zor bir tercihle karşı karşıya bıraktı.
Rusya’nın Balkanlar’da önemli siyasi ve stratejik çıkarları bulunuyordu. Sırbistan’ın Avusturya-Macaristan tarafından tamamen etkisiz hale getirilmesi Rusya’nın bölgedeki konumunu zayıflatabilirdi.
Rusya askerî hazırlıklara başladı ve genel seferberliğe yöneldi.
Bu hareket Almanya’da büyük bir tehdit olarak değerlendirildi.
Almanya Rusya ve Fransa ile savaşa girdi
Almanya Rusya’nın seferberliğini kendi güvenliği açısından kabul edilemez bir gelişme olarak değerlendirdi.
1 Ağustos’ta Rusya’ya savaş ilan etti.
Alman askerî planları Fransa ile savaş ihtimalini de birlikte ele alıyordu. Bu nedenle Almanya 3 Ağustos’ta Fransa’ya savaş ilan etti.
Ardından Alman ordusu Belçika üzerinden Fransa’ya ilerlemeye başladı.
Britanya savaşa katıldı
Belçika’nın tarafsızlığı 1839 Londra Antlaşması ile garanti altına alınmıştı. Almanya’nın Belçika’ya girmesi Britanya’nın savaşa katılmasında önemli bir rol oynadı.
Britanya 4 Ağustos 1914’te Almanya’ya savaş ilan etti.
Böylece 28 Haziran’da Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasındaki kriz olarak başlayan süreç, birkaç hafta içinde Avrupa’nın büyük güçlerini içine alan savaşa dönüştü.
I. Dünya Savaşı Neden Bu Kadar Hızlı Büyüdü?
Burada artık savaşın nedenlerini tek tek saymak yerine bütün parçaları bir arada görmek mümkün.
Almanya’nın yükselişi Avrupa’daki güç dengesini değiştirdi. Bu durum Fransa, Britanya ve Rusya’nın güvenlik hesaplarını etkiledi.
Büyük devletler kendilerini korumak için ittifaklar kurdu. İttifaklar caydırıcılık sağlarken devletlerin güvenliklerini birbirine bağladı.
Milliyetçilik özellikle Balkanlar’da devletler arasındaki sınır sorunlarını ve imparatorlukların iç güvenlik kaygılarını büyüttü.
Sırbistan’ın Balkan Savaşları sonrasında güçlenmesi Avusturya-Macaristan’ın endişelerini artırdı. Rusya’nın Sırbistan’a desteği ise bu bölgesel sorunu büyük güç rekabetine bağladı.
Silahlanma ve seferberlik planları devletlerin savaş kapasitesini artırdı. Aynı zamanda kriz sırasında karar almak için gereken zamanı azalttı.
Son olarak Franz Ferdinand suikastı bu gerilimlerin üzerine geldi.
Suikastın ardından Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’a savaş ilan etmesi, Rusya’nın seferberliği, Almanya’nın Rusya ve Fransa’ya savaş ilan etmesi ve Britanya’nın Almanya’ya karşı savaşa girmesi birbirini izledi.
Bu zincirin hiçbir halkası tek başına I. Dünya Savaşı’nı açıklamaz. Savaş, bu unsurların aynı kriz içinde birleşmesiyle ortaya çıktı.
Franz Ferdinand Öldürülmeseydi Savaş Çıkar mıydı?
Bu sorunun kesin bir cevabı yoktur. Tarih, gerçekleşmemiş olayların sonucunu kesin biçimde gösteremez.
1914’ten önce Avrupa’nın birçok kriz yaşaması önemli bir ipucu verir. Fas krizleri, Bosna Krizi ve Balkan Savaşları büyük devletleri defalarca karşı karşıya getirmişti. Buna rağmen savaş çıkmamıştı.
Bu nedenle Franz Ferdinand öldürülmeseydi Avrupa’nın kesin olarak savaştan uzak kalacağını söylemek mümkün değildir. Başka bir kriz yeni bir savaş ihtimali yaratabilirdi.
Aynı şekilde savaşın kesinlikle çıkacağını söylemek de doğru olmaz. Devletler daha önce diplomatik yollarla ciddi krizleri çözebilmişti.
En doğru değerlendirme, suikastın savaşı kaçınılmaz hale getirmediği yönündedir. Suikast, Avrupa’daki mevcut gerilimlerin aynı anda harekete geçtiği krizi başlattı.
Sonuç: Dünya Savaşı İçin Bir Suikasttan Fazlası Gerekir
Franz Ferdinand’ın öldürülmesi I. Dünya Savaşı‘nın başlangıç hikâyesinde önemli bir yere sahiptir. Fakat savaşı bu suikastın doğrudan sonucu olarak görmek, Avrupa’nın 1914’e nasıl geldiğini açıklamaz.
Avrupa’da yıllardır değişen bir güç dengesi vardı. Almanya yükselmiş, büyük devletler birbirlerinin askerî kapasitesini tehdit olarak görmeye başlamış, ittifaklar kurulmuş, ordular büyümüş ve Balkanlar’daki milliyetçi hareketler imparatorlukların güvenlik kaygılarını artırmıştı.
Bu gerilimlerin hiçbiri tek başına dünya savaşı çıkarmaya yetmedi. Avrupa daha önce de benzer krizleri diplomasiyle aşmıştı.
1914’te fark yaratan şey, bu sorunların aynı anda bir araya gelmesiydi.
Franz Ferdinand suikastının ardından Avusturya-Macaristan’ın Sırbistan’a savaş ilan etmesiyle başlayan süreç, Rusya’nın müdahalesi, Almanya’nın savaşa girmesi ve Fransa ile Britanya’nın çatışmaya katılmasıyla genişledi.
Bu nedenle I. Dünya Savaşı’nı anlamanın en doğru yolu “Bir veliaht öldürüldü ve savaş çıktı” demek değildir.
Daha doğru çerçeve şudur: Avrupa yıllar boyunca gerilim biriktirdi; Saraybosna suikastı bu gerilimi harekete geçirdi; Temmuz Krizi sırasında alınan kararlar ise onu dünya savaşına dönüştürdü.

