Türk müzik tarihine damga vuran sanatçılar arasında Barış Manço’nun yeri tartışmasızdır. Yaklaşık kırk yıllık sanat yaşamı boyunca yalnızca unutulmaz şarkılar bestelemekle kalmamış; televizyon programcısı, gezgin, besteci, söz yazarı ve kültür elçisi kimlikleriyle de milyonlarca insanın sevgisini kazanmıştır. Anadolu’nun geleneksel ezgilerini rock müziğin modern tınılarıyla buluşturan sanatçı, Anadolu Rock akımının kurucuları ve en önemli temsilcileri arasında kabul edilir. Yaklaşık 200’ün üzerinde beste üreten Barış Manço’nun eserleri birçok dile çevrilmiş, dünyanın farklı ülkelerinde seslendirilmiş ve aradan geçen yıllara rağmen kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam etmiştir.
Renkli kıyafetleri, uzun saçları, yüzükleri, kendine özgü bıyığı ve sahnedeki güçlü duruşuyla yalnızca bir müzisyen değil, aynı zamanda Türkiye’nin en tanınan kültürel simgelerinden biri hâline gelen Barış Manço, “7’den 77’ye” televizyon programıyla dünyanın dört bir yanını dolaşarak farklı kültürleri Türk izleyicisiyle buluşturmuş, bu yönüyle de sanatın sınırlarını aşan bir figür olmuştur.
Çocukluğu ve Ailesi
Barış Manço, tam adıyla Tosun Yusuf Mehmet Barış Manço, 2 Ocak 1943 tarihinde İstanbul Üsküdar’da dünyaya geldi. Annesi Rikkat Uyanık, dönemin tanınmış Türk sanat müziği sanatçılarından biriydi. Babası İsmail Hakkı Manço ise ticaretle uğraşıyordu. Müziğe yatkınlığı henüz çocuk yaşlarda ailesi sayesinde gelişmeye başladı.
İkinci Dünya Savaşı’nın en çetin yıllarında doğan ağabeyine “Savaş” adı verilmişti. Ailesi ise savaşların sona ermesini simgelemesi dileğiyle yeni doğan çocuklarına “Barış” adını verdi. Manço, yıllar sonra sunduğu televizyon programlarından birinde, Türkiye’de bu ismi taşıyan ilk kişilerden biri olduğunu öğrendiğini anlatacaktı.
Çocukluk yıllarında müzik evlerinin doğal bir parçasıydı. Annesinden aldığı ilk müzik eğitimi, ileride geliştireceği bestecilik anlayışının temelini oluşturdu. Bunun yanında resim ve tasarıma olan ilgisi de erken yaşlarda ortaya çıktı; ilerleyen yıllarda Belçika’da grafik sanatları eğitimi alması tesadüf değildi.
Eğitim Hayatı ve İlk Grupları
Barış Manço öğrenim hayatına Kadıköy Gazi Mustafa Kemal İlkokulu’nda başladı. Daha sonra Galatasaray Lisesi’nde eğitim gördü. Ailesinin taşınması nedeniyle bir süre Şişli Terakki Lisesi’nde öğrenimine devam etti. Lise yılları, onun müzik kariyerinin gerçek başlangıcı oldu.
1958 yılında arkadaşlarıyla birlikte Kafadarlar adlı ilk müzik grubunu kurdu. O dönem Türkiye’de rock müzik henüz emekleme aşamasındaydı. Elvis Presley, Bill Haley ve dönemin Amerikan rock’n roll sanatçıları genç müzisyenler üzerinde büyük etki bırakıyordu. Barış Manço da bu akımdan etkilenen isimlerden biriydi.
Kısa süre sonra ikinci grubu Harmoniler kuruldu. Harmoniler, yalnızca yabancı eserleri yorumlayan bir topluluk olmanın ötesine geçerek Türk halk ezgilerini rock’n roll düzenlemeleriyle seslendirmeye başladı. Bu yaklaşım, ilerleyen yıllarda Anadolu Rock olarak adlandırılacak müzikal anlayışın ilk örneklerinden biri kabul edilir.
Bu dönemde yazdığı ilk bestelerden biri olan Dream Girl, genç yaşta dikkat çekmesini sağladı. Henüz lise öğrencisiyken sahne deneyimi kazanması ve kendi bestelerini üretmeye başlaması, ileride izleyeceği sanat yolunun habercisiydi.
Avrupa Yolculuğu
1963 yılında lise eğitimini tamamlayan Barış Manço, yükseköğrenim için Belçika’ya gitti. Liège Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi’nde grafik ve güzel sanatlar eğitimi alırken bir yandan da müzik çalışmalarını sürdürdü. Avrupa’da geçirdiği yıllar, onun hem müzikal anlayışını hem de sahne kimliğini kökten değiştirdi.
Belçika’da kurduğu Les Mistigris grubuyla Fransa, Belçika, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde konserler verdi. Bu dönemde İngilizce, Fransızca ve Türkçe eserler seslendirdi; çeşitli 45’lik kayıtlar yayımladı. Avrupa’nın yükselen psychedelic rock ve progressive rock akımlarını yakından takip etmesi, ileride geliştireceği müzikal sentezin temelini oluşturdu.
Avrupa yıllarında geçirdiği ciddi bir trafik kazası ise yaşamında önemli bir dönüm noktası oldu. Yüzünde oluşan izin belirginliğini azaltmak amacıyla bıyık bırakmaya başladı. Daha sonra bu bıyık, uzun saçları ve iri yüzükleriyle birlikte Barış Manço’nun ayırt edici simgesi hâline geldi.
Belçika’da eğitimini sürdürürken geçimini sağlayabilmek için garsonluk ve çeşitli işlerde de çalışan Manço, sanat yaşamının ilk yıllarında büyük zorluklar yaşadı. Ancak bu süreç ona hem uluslararası sahne deneyimi kazandırdı hem de farklı kültürleri yakından tanıma fırsatı sundu. Daha sonra hazırlayacağı “7’den 77’ye” programının temelinde de bu çok kültürlü bakış açısı bulunacaktı.
Türkiye’ye Dönüş
1960’ların sonlarına doğru Türkiye’ye dönen Barış Manço, önce Kaygısızlar, ardından kısa bir süre Moğollar ile çalıştı. Bu dönemde yayımladığı Dağlar Dağlar, yalnızca kariyerinin değil, Türk rock müziğinin de dönüm noktalarından biri oldu. Yüz binlerce satan plak, Barış Manço’yu ülke çapında tanınan bir sanatçı hâline getirirken Anadolu Rock’ın geniş kitlelere ulaşmasında da önemli rol oynadı.
Ancak Barış Manço’nun müzikal yolculuğu henüz yeni başlıyordu. Onu efsaneleştirecek grup, kısa süre sonra kurulacak olan Kurtalan Ekspres olacaktı.
Kurtalan Ekspres’in Kuruluşu ve Anadolu Rock’ın Yükselişi
1960’lı yılların sonunda Barış Manço, Türkiye’de rock müziğin artık yalnızca Batı’dan gelen şarkıların yorumlanmasından ibaret olmaması gerektiğine inanıyordu. Ona göre Anadolu’nun yüzyıllardır yaşayan halk ezgileri, modern rock müziğin enerjisiyle buluşabilir ve dünyada benzeri olmayan yeni bir müzik dili ortaya çıkabilirdi. Bu düşünce yalnızca Barış Manço’ya ait değildi; aynı dönemde Cem Karaca, Erkin Koray, Moğollar ve Fikret Kızılok gibi isimler de benzer arayışlar içindeydi. Ancak Barış Manço, bu anlayışı en geniş kitlelere ulaştıran sanatçılardan biri oldu.
1970 yılında yayımladığı Dağlar Dağlar, onun kariyerindeki ilk büyük kırılma noktasıydı. Halk müziği motiflerini rock düzenlemeleriyle buluşturan eser, yüz binlerce kopya satarak dönemin en başarılı plaklarından biri hâline geldi. Ticari başarısının yanında, Anadolu Rock’ın geniş dinleyici kitlesi tarafından benimsenebileceğini de kanıtladı.
Neden “Kurtalan Ekspres”?
1972 yılında Barış Manço, uzun yıllar birlikte çalışacağı grubu kurdu: Kurtalan Ekspres.
Grubun adı, İstanbul’dan Güneydoğu Anadolu’ya uzanan ve son durağı Siirt’in Kurtalan ilçesi olan ünlü tren hattından geliyordu. Barış Manço bu ismi özellikle seçmişti. Çünkü tren, Anadolu’nun farklı kültürlerini birbirine bağlayan bir simgeydi. Müziğinin de aynı görevi üstlenmesini istiyordu; Anadolu’nun ezgilerini modern dünyanın sesleriyle buluşturmak.
Kurtalan Ekspres, sıradan bir “arka grup” değildi. Barış Manço’nun bestelerinin şekillenmesinde aktif rol oynayan, sahne performanslarını güçlendiren ve Türk rock müziğinin en önemli topluluklarından biri hâline gelen yaratıcı bir ekipti. Grup kadrosu yıllar içinde değişse de Ahmet Güvenç, Bahadır Akkuzu, Murat Ses, Kılıç Danışman, Oktay Aldoğan ve Özkan Uğur gibi birçok önemli müzisyen farklı dönemlerde Kurtalan Ekspres çatısı altında yer aldı.
Barış Manço’nun Müzikal Anlayışı
Barış Manço’nun müziğini tek bir türe sığdırmak mümkün değildir.
Şarkılarında;
- Anadolu halk müziği,
- psychedelic rock,
- progressive rock,
- hard rock,
- folk rock,
- senfonik düzenlemeler,
- elektronik klavyeler,
- bağlama, cura ve yaylı tambur gibi geleneksel çalgılar
aynı potada eriyordu.
Özellikle Avrupa’da geçirdiği yıllar sayesinde Pink Floyd, Jethro Tull, Deep Purple ve dönemin progresif rock anlayışını yakından tanımış; bunu Anadolu’nun melodik yapısıyla birleştirerek kendine özgü bir müzikal kimlik oluşturmuştu. Ancak hiçbir zaman Batılı grupları taklit etmedi. Aksine, Batı’nın teknik imkânlarını Anadolu’nun hikâyelerini anlatmak için kullandı.
Konserleri Neden Farklıydı?
1970’li yıllarda Barış Manço konserleri yalnızca şarkı dinlenen etkinlikler değildi.
Kurtalan Ekspres’in uzun doğaçlama bölümleri, gitar ve klavye soloları, ritim geçişleri ve sahne enerjisi sayesinde konserler adeta bir rock gösterisine dönüşüyordu. Aynı şarkı, plak kaydına göre sahnede çok daha uzun sürebiliyor; müzisyenler doğaçlama bölümlerle eserlere yeni bir kimlik kazandırıyordu.
Bu yaklaşım özellikle progresif rock dinleyicileri tarafından büyük ilgi gördü ve Barış Manço’yu yalnızca popüler bir sanatçı değil, aynı zamanda müzisyenlerin de saygı duyduğu bir besteci konumuna taşıdı.
2023: Zamanının Çok Ötesinde Bir Albüm
1975 yılında yayımlanan 2023, yalnızca Barış Manço kariyerinin değil, Türk rock tarihinin de en önemli albümlerinden biri kabul edilir. Çoğu müzik yazarı tarafından Türkiye’nin ilk büyük progresif rock konsept albümlerinden biri olarak değerlendirilir.
Albümün adı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılına yapılan bir göndermeydi. Albüm yayımlandığında Cumhuriyet’in yüzüncü yılına yaklaşık elli yıl vardı. Manço, geleceğe seslenen bir eser üretmeyi amaçlamıştı. Bu yönüyle albüm yalnızca müzikal değil, düşünsel açıdan da vizyoner bir çalışma olarak görülür.
Albümde yer alan parçalar arasında şunlar öne çıkar:
- 2023 (yaklaşık yedi buçuk dakikalık uzun yapısıyla albümün merkezinde yer alır)
- Kayaların Oğlu
- Uzun İnce Bir Yoldayım (Âşık Veysel yorumuyla)
- Yol Verin Ağalar Beyler
- Baykoca Destanını oluşturan bölümler (Gülme Ha Gülme, Gelinlik Kızların Dansı, Kara Haber, Vur Ha Vur, Durma Ha Durma)
- Tavuklara Kışt De
- Dere Boyu Kavaklar
Albümde Moog synthesizer kullanımı, uzun enstrümantal geçişler ve halk müziği motiflerinin progresif rock anlayışıyla birleşmesi dikkat çeker. O yıllarda Türkiye’de bu ölçekte hazırlanmış konsept albümler oldukça azdı. Bu nedenle 2023, yayımlandığı dönemde ticari başarı kadar müzikal cesaretiyle de öne çıktı ve bugün hâlâ Türk progresif rock tarihinin kilometre taşlarından biri olarak gösterilmektedir.
Bilgi: 1970’li yıllarda kullanılan Moog synthesizer, günümüzdeki elektronik klavyelerin öncülerinden biri kabul edilir. Barış Manço ve Kurtalan Ekspres de progresif rock etkisini güçlendirmek için bu dönemin elektronik klavye teknolojilerinden yararlanmıştır.
Barış Manço Albümleri: Bir Sesin Yıllar İçindeki Dönüşümü
Barış Manço’nun albümleri, yalnızca müzikal üretimlerin sıralandığı bir diskografi değil; Türkiye’de rock müziğin geçirdiği evrimin de doğrudan izlenebildiği bir çizgi sunar. 1970’lerden 1990’lara uzanan bu süreçte sanatçı, farklı dönemlerde farklı üretim biçimlerine yönelmiş; Kurtalan Ekspres ile birlikte geliştirdiği müzikal dil zamanla daha geniş bir anlatı yapısına dönüşmüştür.
([kaynak: Barış Manço diskografi derlemeleri ve resmi kayıtlar] )
2023 (1975)
Barış Manço’nun ilk büyük ölçekli stüdyo albümü kabul edilen 2023, 1975 yılında yayımlanmıştır. Albüm, adını Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılına gönderme yapan bir gelecek fikrinden alır ve bu yönüyle dönemine göre oldukça konsept bir çalışma olarak değerlendirilir.
Albümün dikkat çeken yönlerinden biri, geleneksel Anadolu ezgilerinin rock altyapısı ile birlikte kullanılmasıdır. Parçalar çoğu zaman uzun yapılıdır ve anlatı odaklı bir kurgu taşır. Bu yapı, Barış Manço’nun sonraki yıllarda geliştireceği “hikâye anlatan şarkı” yaklaşımının da temelini oluşturur.
Albümde öne çıkan eserler arasında:
- 2023
- Kayaların Oğlu
- Yol Verin Ağalar Beyler
- Uzun İnce Bir Yoldayım (Âşık Veysel yorumu)
- Baykoca Destanı (çok bölümlü yapı)
- Tavuklara Kışt De
- Kara Haber
bulunur. Özellikle “Baykoca Destanı”, tek bir şarkıdan ziyade bölümlere ayrılmış bir anlatı olarak albümün en karakteristik çalışmalarından biridir.
([2023 albüm kayıtları ve diskografi arşivleri] )
Sakla Samanı Gelir Zamanı (1977)
1977 tarihli bu albüm, Barış Manço’nun daha geniş bir dinleyici kitlesine yöneldiği dönemi temsil eder. Albümde hem mizahi hem de toplumsal gözlem içeren şarkılar yer alır.
Öne çıkan parçalar:
- Sakla Samanı Gelir Zamanı
- Hal Hal
- Nick the Chopper
Bu albümde Barış Manço’nun anlatım dili daha sadeleşmiş, şarkılar daha akılda kalıcı bir yapıya yönelmiştir. Buna rağmen Anadolu kültürüne referans veren söz yapısı korunmuştur.
Yeni Bir Gün (1979)
1979’da yayımlanan Yeni Bir Gün, Barış Manço’nun müzikal olgunluk dönemine geçişini temsil eder. Albümde hem duygusal hem de ritmik açıdan daha dengeli bir yapı görülür.
Öne çıkan eserler:
- Yeni Bir Gün
- Anlıyorsun Değil mi
- Aynalı Kemer
Bu dönem, Kurtalan Ekspres ile birlikte sahne ve stüdyo uyumunun belirgin şekilde güçlendiği bir evredir. Şarkılar daha akıcıdır ve anlatı yönü daha kontrollü bir yapıya sahiptir.
20. Sanat Yılı – Disco Manço (1980)
1980 albümü, Barış Manço’nun geçmiş üretimlerini yeniden düzenlediği ve dönemin popüler müzik akımlarına daha yakın bir çizgiye yöneldiği bir çalışmadır.
Bu albüm, klasik anlamda yeni bestelerden çok, önceki dönem çalışmalarının farklı düzenlemeleriyle dikkat çeker.
Sözüm Meclisten Dışarı (1981)
1981 albümü, Barış Manço’nun Türkiye’de geniş kitlelere en güçlü şekilde ulaştığı dönemlerden biridir.
Albümde yer alan “Arkadaşım Eşek”, sanatçının en bilinen eserlerinden biri hâline gelmiştir. Şarkı, çocukluk teması üzerinden sade bir anlatım kurarken aynı zamanda toplumsal bir hafıza unsuru taşır.
Estağfurullah… Ne Haddimize! (1983)
1983 albümü, Barış Manço’nun anlatı gücünün daha da belirginleştiği bir dönemdir. Şarkılarda mizah, halk kültürü ve gündelik yaşam gözlemleri birlikte kullanılır.
24 Ayar Manço (1985)
Bu albümde Barış Manço’nun daha popüler bir çizgiye yöneldiği görülür. Şarkılar daha kısa, daha doğrudan ve geniş kitlelere hitap edecek yapıdadır.
Değmesin Yağlı Boya (1986)
1986 albümü, Barış Manço’nun en duygusal ve en çok bilinen eserlerinden birini içerir: “Gülpembe”.
Bu şarkı, sanatçının kişisel hayatına dair izler taşıdığı düşünülen nadir eserlerden biridir ve geniş bir dinleyici kitlesi tarafından kabul görmüştür.
Darısı Başınıza (1989)
1989 albümü, Barış Manço’nun anlatı odaklı şarkı yapısını yeniden güçlendirdiği bir dönemdir.
Bu albümde yer alan “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa”, Türk müzik tarihinde kültürel bir metafor hâline gelmiştir. Şarkı, belirli bir kişiden ziyade anonim bir halk figürünü temsil eder.
Mega Manço (1992)
1990’lı yıllara girerken yayımlanan bu albüm, Barış Manço’nun daha modern prodüksiyon teknikleriyle çalıştığı bir dönemi temsil eder.
Müsaadenizle Çocuklar (1995)
Sanatçının son stüdyo albümü olan Müsaadenizle Çocuklar, kariyerinin son dönem üretimlerini içerir ve daha olgun bir anlatım dili taşır.
Genel Değerlendirme
Barış Manço’nun albümleri bir bütün olarak incelendiğinde, tek bir müzik tarzına bağlı kalmayan; sürekli değişen ama kendi kimliğini koruyan bir sanatçı profili ortaya çıkar. 1970’lerin deneysel ve uzun formlu yapılarından 1980’lerin daha geniş kitlelere hitap eden şarkılarına ve 1990’ların modern üretimlerine kadar uzanan bu çizgi, Türkiye’de rock müziğin gelişim süreciyle paralel ilerlemiştir.
Barış Manço: Televizyon, Sinema ve Kültürel Miras
Barış Manço’nun sanat yaşamı yalnızca müzikle sınırlı kalmadı. 1980’lerden itibaren televizyon, sinema ve kültürel projeler aracılığıyla Türkiye’de çok geniş bir kitleye ulaştı. Bu dönem, onun yalnızca bir rock müzisyeni değil, aynı zamanda bir kültür anlatıcısı olarak da tanınmasını sağladı.
Kurtalan Ekspres ve Sahne Kimliği
Barış Manço’nun müzik kariyerinde en önemli unsurlardan biri, farklı dönemlerde birlikte çalıştığı Kurtalan Ekspres oldu. Grup, yalnızca sahne eşlikçisi değil; şarkıların düzenlenmesinde aktif rol alan bir müzikal topluluk olarak konumlandı.
Grubun kadrosu yıllar içinde değişti. Farklı dönemlerde Bahadır Akkuzu, Ahmet Güvenç, Murat Ses, Özkan Uğur gibi önemli müzisyenler Kurtalan Ekspres bünyesinde yer aldı. Bu değişken yapı, grubun farklı dönemlerde farklı müzikal yönelimler geliştirmesine de olanak sağladı.
Barış Manço’nun sahne performansları, özellikle 1970’ler ve 1980’lerde yalnızca konser değil, uzun doğaçlama bölümler içeren bir müzik gösterisi niteliği taşıyordu. Bu yönüyle Kurtalan Ekspres, Türkiye’de rock sahne kültürünün gelişmesinde önemli bir rol oynadı.
Sinema Deneyimi: Baba Bizi Eversene
Barış Manço’nun sinema ile ilişkisi sınırlı olsa da dikkat çekici bir yapımda yer almıştır.
Baba Bizi Eversene, 1975 yılında çekilmiş ve dönemin gençlik komedileri arasında yer almıştır.
Filmde Meral Zeren ile birlikte başrolü paylaşan Barış Manço, burada müzikal kimliğinden farklı bir oyunculuk deneyimi sergilemiştir. Film, onun kariyerinde kalıcı bir sinema serisi oluşturmasa da dönemin popüler kültürü içinde hatırlanan yapımlardan biri olmuştur.
7’den 77’ye: Televizyonla Gelen Yeni Kimlik
1988 yılında TRT ekranlarında başlayan 7’den 77’ye, Barış Manço’nun kariyerinde yeni bir dönemi temsil eder.
Programın temel amacı, farklı ülkeleri ve kültürleri Türkiye izleyicisine tanıtmaktı. Barış Manço bu projede yalnızca sunucu değil, aynı zamanda gezgin ve gözlemci bir anlatıcı rolü üstlendi.
Programın içinde yer alan bölümlerden bazıları:
- Adam Olacak Çocuk (çocuklara yönelik bölüm)
- Dere Tepe Türkiye
- Dönence
- İkinci Kahvaltı
Bu program, dönemi için oldukça geniş bir coğrafi kapsama sahipti. Barış Manço birçok ülkeyi ziyaret ederek hem kültürel gözlemler yaptı hem de farklı toplumların yaşam biçimlerini ekranlara taşıdı.
Bu yönüyle 7’den 77’ye, yalnızca bir televizyon programı değil; kültürel bir belgeleme çalışması olarak da değerlendirilmektedir.
1990’lar ve Son Dönem
1990’lı yıllarda Barış Manço’nun müzik üretimi önceki dönemlere göre daha seyrekleşti, ancak tamamen durmadı. Bu dönemde yayımlanan albümler ve televizyon çalışmaları, onun kamuoyundaki görünürlüğünü sürdürdü.
1992 yılında yayımlanan Mega Manço, modern prodüksiyon teknikleriyle hazırlanmış bir albüm olarak dikkat çekerken; 1995 tarihli Müsaadenizle Çocuklar, sanatçının son stüdyo albümü oldu.
Bu dönem aynı zamanda Barış Manço’nun Türkiye’de “Barış Abi” olarak anıldığı, farklı kuşaklarla doğrudan bağ kurduğu yıllardır.
Ölümü ve Sonrası
Barış Manço, 1 Şubat 1999 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Ölümü Türkiye genelinde geniş yankı uyandırmış, sanat camiası ve kamuoyu tarafından büyük bir kayıp olarak değerlendirilmiştir.
Vefatının ardından hem müzik eserleri hem de televizyon programları yeniden yayınlanmış, farklı kuşaklar tarafından yeniden keşfedilmiştir.
Kültürel Mirası
Barış Manço’nun mirası yalnızca müzik eserlerinden oluşmaz. Onun üretimleri;
- Türkiye’de rock müziğin gelişim süreci,
- Televizyonun kültürel eğitim aracı olarak kullanılması,
- Farklı kültürlerin tanıtılması,
- Hikâye anlatımına dayalı şarkı yazımı
gibi alanlarda kalıcı etkiler bırakmıştır.
Bugün Barış Manço, yalnızca bir müzisyen değil; Türkiye’nin modern kültürel hafızasında yer etmiş bir anlatıcı olarak görülmektedir.
Sonuç
Barış Manço’nun sanat yaşamı, sürekli değişen ama özünü koruyan bir yolculuk olarak değerlendirilebilir. Müzik kariyerinde farklı dönemlerde farklı anlatım biçimlerine yönelse de temel yaklaşımı hiç değişmedi: hikâye anlatmak.
Bu hikâyeler kimi zaman Anadolu’nun bir köyünden, kimi zaman bir şehir efsanesinden, kimi zaman da dünya gezilerinden beslenmiştir. Onu farklı kılan da tam olarak bu çok yönlü anlatım gücü olmuştur.

