Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
sol 1 reklam
sol 2 reklam
sag 1 reklam
sag 2 reklam

Beyaz Zambaklar Ülkesinde: Türkiye’de Nasıl Bir Kült Kitaba Dönüştü

Grigory Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı eserinin doğuşunu, Türkiye’ye gelişini, çevirilerini, baskılarını ve tarihsel etkisini inceliyoruz.

Beyaz Zambaklar Ülkesinde: Türkiye’de Nasıl Bir Kült Kitaba Dönüştü

Grigory Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı eseri, Türkiye’de eğitim, toplumsal gelişme ve aydınların toplumdaki rolüyle birlikte anılan kitaplardan biri oldu. 1928’de yapılan ilk Türkçe çevirisinden itibaren uzun bir yayın hayatı yaşayan eser, 1960 sonrasında Millî Birlik Komitesi üyeleriyle yapılan röportajlarda birden fazla subayın aynı kitabı anmasıyla Türkiye’nin siyasi tarihindeki askerî müdahalelerden biriyle de ilişkilendirildi.

Kitabın Türkiye’deki hikâyesi ise 1960’ta başlamıyordu. Eser, 1928’de Türkçeye çevrildiğinde kısa sürede geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı; devlet kurumlarının eğitim ve askerî çevrelerdeki dağıtım ve tavsiyeleriyle daha geniş bir dolaşım kazandı. Sonraki yıllarda farklı çeviriler, değişen kitap adları ve yeni baskılarla yayın hayatını sürdürdü.

Bu nedenle kitabın Türkiye’deki geçmişini anlamanın yolu önce Petrov’un eserine ve Türkiye’ye ulaşmadan önceki kısa fakat ilginç yayın yolculuğuna bakmaktan geçiyor.

Grigory Petrov ve Beyaz Zambaklar Ülkesinde 

Grigory Spiridonoviç Petrov, 1866’da Rusya İmparatorluğu’nda doğan Ortodoks bir din adamı, gazeteci ve yazardı. Din görevliliğinin yanında eğitim, toplum, ahlak ve halkın aydınlanması üzerine yazılar kaleme aldı. 1917 Devrimi sonrasında Rusya’dan ayrılarak Balkanlar’a geçti ve yaşamının son yıllarını burada geçirdi.

Beyaz Zambaklar Ülkesinde de Petrov’un Balkanlardaki sürgün yıllarında hazırladığı eserlerden biriydi. Kitabın ortaya çıkışında Finlandiya’ya yaptığı ziyaretler ve bu ülkenin toplumsal gelişimine duyduğu ilgi önemli bir yer tutuyordu.

Kitabın İlk Yayını ve Adı 

Bugün Beyaz Zambaklar Ülkesinde adıyla bilinen eser, en başında bu isimle yayımlanmadı. Petrov’un hazırladığı çalışma 1923’te Sırpça yayımlandığında Zidari života, yani “Hayatın Kurucuları” adını taşıyordu.

Petrov’un 1925’teki ölümünün ardından eser Bulgarcaya çevrildi ve V stranata na belite lilii, “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adıyla yayımlandı. Daha sonraki çevirilerde yaygınlaşan kitap adı da Bulgarca başlıktan geldi. Petrov’un eserlerinin yayın geçmişini inceleyen Zeynep Zafer, kitabın 1923’te Sırpça, 1925’te Bulgarca yayımlandığını belgeliyor. Rusça ilk kitap baskısı ise çok daha sonra, 2004’te gerçekleştirildi.

Dolayısıyla kitap Türkiye’ye gelmeden önce iki ülkede, iki farklı dilde yayımlanmıştı: 1923’te Sırpça, 1925’te Bulgarca. Türkiye’ye yapılan çeviri de Rusçadan değil, Bulgarcadan gerçekleştirilecekti.

Finlandiya’nın Dönüşümü ve Snellman 

Kitap, Finlandiya’nın tarihini baştan sona anlatan klasik bir tarih çalışması şeklinde ilerlemiyor. Petrov, Finlandiya’nın toplumsal dönüşümünü anlatırken tarihî kişiler, eğitim faaliyetleri, aydınlar, memurlar, din adamları, askerler ve halktan çeşitli örnekleri bir araya getiriyor.

Kitabın merkezindeki isimlerden biri Johan Vilhelm Snellman. Finlandiya’nın kültürel ve düşünsel hayatında önemli bir yere sahip olan Snellman üzerinden eğitim, dil, millî bilinç ve toplumun kendisini geliştirmesi gibi konular ele alınıyor.

Petrov’un anlatısında Finlandiya’nın gelişimi, tek bir kişinin gerçekleştirdiği bir başarı olarak sunulmuyor. Öğretmenler, aydınlar, din adamları, memurlar, askerler ve halkın farklı kesimleri aynı toplumsal dönüşümün parçaları olarak ele alınıyor. Eğitim de bu dönüşümün merkezindeki araçlardan biri olarak gösteriliyor.

Bu yaklaşım, kitabın daha sonra Türkiye’de özellikle eğitimciler ve aydınlar arasında ilgi görmesinin temel nedenlerinden birini oluşturdu. Cambridge University Press’te yayımlanan akademik araştırma, eserin Türkiye’deki erken dönem etkisini eğitim, millî gelişme ve toplumsal dönüşüm düşünceleriyle birlikte ele alıyor.

Kitabın Türkiye’ye Gelişi 

Kitabın Türkiye’deki yayın hayatı 1928’de başladı. İlk Türkçe baskı, İstanbul’daki Kitabhane-i Hilmi tarafından yayımlandı ve kitabın çevirmeni Ali Haydar olarak gösterildi. Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi’ndeki katalog kaydı eserin 1928 tarihli, 143 sayfalık ilk Türkçe baskısını doğruluyor.

Ali Haydar Taner’in Bulgarcadan Çevirisi 

İlk Türkçe çeviriyi Ali Haydar Taner yaptı. Taner eseri Bulgarcadan Türkçeye aktardı. 7 Haziran 1928 tarihli Hayat Mecmuası‘ndaki bibliyografik kayıt da kitabı “Bulgarcadan çeviren Ali Haydar” şeklinde tanıtıyordu.

Bu çeviri, kitabın Türkiye’deki uzun yayın serüveninin temelini oluşturdu. Daha sonra farklı çeviriler yapılacak olsa da ilk Türkçe metin uzun yıllar boyunca kullanılmaya devam etti.

Kitabın Türkiye’deki ilk etkisi de hızlı oldu. Cambridge University Press’te yayımlanan araştırmaya göre 1928’deki ilk baskı birkaç ay içinde tükendi. 1930’da Maarif Vekâleti yeniden baskı yaptırdı ve eser Devlet Matbaası aracılığıyla yaklaşık 12 bin kişiye ulaştırıldı. Bu dağıtım, dönemin eğitim yayınları üzerinden gerçekleştirildi.

Maarif ve Müdafaa-i Milliye Çevrelerinde Yayılması 

Kitabın kurumsal dolaşımı da erken dönemde başladı. Ali Haydar Taner’in sonraki baskılarda yer alan önsözündeki bilgiye göre eser, Müdafaa-i Milliye Vekâleti tarafından askerlere tavsiye edildi. Maarif Vekâleti ise kitabı öğretmen okullarının son sınıf mezunlarına ulaştırdı.

Böylece kitap, 1930’lu yıllara gelindiğinde eğitim çevreleriyle askerî çevrelerde birlikte dolaşıma girmiş durumdaydı. Zeynep Zafer’in araştırmasında Taner’in kitabın ikinci baskısındaki önsözünden aktarılan dönemin değerlendirmeleri de bu ilgiyi gösteriyor. Millî Talim ve Terbiye Reisi Mehmet Emin Erişirgil, eseri eğitim ve toplum açısından bir program niteliğinde görürken, askerî çevrelerden de kitabın kışlalardaki eğitim bakımından önemini vurgulayan değerlendirmeler aktarılıyordu.

Bu dönem, kitabın Türkiye’deki hikâyesinde önemli bir başlangıç noktası oluşturdu: eser önce bireysel okuyuculara, ardından eğitim ve askerî kurumların daha geniş çevrelerine ulaşmaya başladı.

Türkiye’de Yerleşen Bir Kitap 

İlk yıllardaki hızlı ilginin ardından Beyaz Zambaklar Memleketinde uzun süre düzenli biçimde basıldı. Bu süreçte kitabın Türkiye’deki hikâyesinde her birkaç yılda yeni bir kırılma yaşanmadı; eser farklı baskılarla okuyuculara ulaşmayı sürdürdü.

Ali Haydar Taner çevirisinin 1955’te sekizinci baskıya ulaştığı bibliyografik olarak tespit ediliyor. Bu baskılara 1928, 1930, 1940, 1942, 1944, 1946 ve 1951 tarihli baskılar öncülük etti.

Bu yayın geçmişi, 1960 yılına gelindiğinde kitabın Türkiye’de otuz yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğunu gösteriyor. Eğitim çevrelerinde tanınan, askerî çevrelerde tavsiye edilen ve farklı baskılarla yayımlanan bir eser olarak zaten yerleşmiş durumdaydı.

Kitabın Türkiye tarihindeki yeni ve dikkat çekici aşaması 1960 yazında ortaya çıktı.

27 Mayıs 1960 ve Beyaz Zambaklar Ülkesinde 

27 Mayıs 1960 askerî müdahalesinden sonra Beyaz Zambaklar Memleketinde, Millî Birlik Komitesi üyeleriyle yapılan bir röportaj dizisinde birden fazla kez gündeme geldi.

Bu röportajlar, kitabın Türkiye’deki tarihini anlamak açısından özel önem taşıyor; çünkü farklı komite üyeleri kendi okuma geçmişlerinden söz ederken aynı kitabın adını ayrı ayrı dile getirdiler.

Millî Birlik Komitesi Üyeleriyle Yapılan Röportajlar 

Cumhuriyet gazetesi 16 Temmuz 1960’ta Cemal Gürsel ile başlayan ve 11 Ağustos 1960’ta Rıfat Baykal ile tamamlanan bir röportaj dizisi yayımladı. Dizide Millî Birlik Komitesi’nin 38 üyesi tanıtılıyordu.

Röportajları Yaşar Kemal, Cevat Fehmi Başkut ve Ecvet Güresin gerçekleştirdi. Komite üyelerine geçmişleri, düşünceleri ve okudukları kitaplar hakkında da sorular yöneltildi.

Kitabın burada ortaya çıkması tek bir röportajla sınırlı kalmadı. Birden fazla MBK üyesi Beyaz Zambaklar Memleketinde adını kendi okuma geçmişi içinde dile getirdi. Bu durum, 1960 sonrasında kitabın 27 Mayıs kadrosuyla birlikte anılmasının somut dayanaklarından birini oluşturuyor. Cambridge University Press’te yayımlanan araştırma da bu röportaj dizisini kitabın 27 Mayıs ile kurduğu ilişki bakımından temel kaynaklardan biri olarak ele alıyor.

İrfan Solmazer’in Okuduğu Kitaplar 

22 Temmuz 1960’ta Yaşar Kemal’in yaptığı röportajda Yüzbaşı İrfan Solmazer‘e öğrencilik yıllarında kendisini etkileyen kitaplar soruldu.

Solmazer’in verdiği kitaplar arasında Beyaz Zambaklar Memleketinde, Sakarya ve Kral Oidipus bulunuyordu. Böylece Petrov’un kitabı, Solmazer’in kendi anlatımında gençlik dönemindeki düşünsel dünyasının bir parçası olarak ortaya çıkıyordu.

Vehbi Ersü ve Emanullah Çelebi’nin Cevapları 

25 Temmuz 1960 tarihli röportajda Binbaşı Vehbi Ersü de gençlik yıllarında bağlandığı kitaplardan söz ederken Beyaz Zambaklar Memleketinde adını verdi.

1 Ağustos 1960 tarihli röportajda Binbaşı Emanullah Çelebi ise kitabın anlattığı toplum düzeninden etkilendiğini ve Türkiye’de benzer bir hayat düzeninin gerçekleştirilmesini istediğini ifade etti.

Üç ayrı komite üyesinin cevapları birlikte değerlendirildiğinde ortaya belirgin bir ortaklık çıkıyor: Beyaz Zambaklar Memleketinde 1960 yazında Millî Birlik Komitesi üyelerinin birden fazlasının kendi okuma geçmişi içinde verdiği kitap isimlerinden biri olarak kayda geçti.

Bu röportajlar, kitabın Türkiye’deki geçmişine yeni bir katman ekledi. 1928’den beri eğitim ve toplumsal gelişme bağlamında okunan eser, 1960 sonrasında Millî Birlik Komitesi üyelerinin kitapları arasında da görünür hâle geldi.

Yeni Çeviriler ve Değişen Kitap Adları

1960 sonrasında kitabın yayın hayatındaki gelişmelerden biri de yeni Türkçe çevirilerin ortaya çıkmasıydı. Bu nedenle Türkiye’de görülen başlık değişikliklerini tek bir baskının kapak değişikliği olarak değil, farklı çevirilerin ayrı yayınları olarak değerlendirmek gerekiyor.

Ak Zambaklar Ülkesinde 

1968’de Türker Acaroğlu tarafından yapılan ikinci Türkçe çeviri Ak Zambaklar Ülkesinde (Finlandiya) adıyla yayımlandı.

Acaroğlu’nun çevirisi, Ali Haydar Taner’in metninden farklı bir yaklaşım taşıyordu. Zeynep Zafer’in araştırmasına göre Acaroğlu, eseri kısaltmadan Türk okuyucusuna aktarmaya özen gösterdi. Bu çeviri 1970, 1976, 2005 ve 2006 yıllarında yeniden yayımlandı.

Burada kitabın Türkiye’deki başlık tarihinin de değiştiği görülüyor. İlk Türkçe baskılarda Beyaz Zambaklar Memleketinde adı kullanılırken 1968’de yeni çeviriyle birlikte Ak Zambaklar Ülkesinde adı ortaya çıktı.

Akzambaklar Ülkesi Finlandiya’da 

1976’da Hasip Ahmet Aytuna tarafından yapılan üçüncü Türkçe çeviri ise Akzambaklar Ülkesi Finlandiya’da adıyla yayımlandı. Bu çeviri 1994’te yeniden basıldı.

Böylece Türkiye’de aynı eser için üç farklı çeviri ve bunlara bağlı üç başlık biçimi ortaya çıkmış oldu. Başlıklar arasındaki farklılık, eserin Türkiye’de farklı dönemlerde farklı çevirmenler tarafından yeniden ele alınmasından kaynaklanıyordu.

2000’lerde Yeni Çeviriler ve Çevirmenlik Tartışması 

2000’li yıllarda kitabın yayın hayatı yeniden hareketlendi. Ali Haydar Taner’in çevirisi 2001-2008 arasında on iki kez daha yayımlandı.

2005’te Nazik Demir ve Yılmaz Demir tarafından Bulgarcadan yeni bir Türkçe çeviri yapıldı. 2007’de ise Sübhane Mirzaeva, kitabın 2004’te gerçekleştirilen ilk Rusça baskısını temel alarak Rusçadan Türkçeye yeni bir çeviri hazırladı. Böylece Türkiye’de aynı eserin farklı kaynak dillerinden yapılan çevirileri de ortaya çıkmış oldu.

Bu dönemde bir çevirmenlik tartışması da yaşandı. Zeynep Zafer’in araştırmasına göre 2003-2005 arasında Timaş ve Antik Dünya Klasikleri tarafından yayımlanan bazı baskılarda Türker Acaroğlu’nun çevirisi kullanıldığı hâlde çevirmen olarak Ali Çankırılı gösterildi. Bu baskılar toplam yedi kez yayımlandı ve konu daha sonra hukuki sürece taşındı.

Beyaz Zambaklar Ülkesinde’nin Türkiye’deki Baskı ve Tirajları 

Beyaz Zambaklar Ülkesinde’nin Türkiye’deki ilk baskısı 1928 yılında Ali Haydar Taner’in Bulgarcadan yaptığı çeviriyle yayımlandı. İlk baskının nüsha sayısı konusunda Taner’in verdiği bir rakam bulunmuyor; 1951 tarihli önsözünde ilk baskının birkaç ay içinde tükendiğini belirtiyor.

Kitabın Türkiye’deki baskıları için verilen toplu tiraj bilgisi ise her baskının 12 bin ile 25 bin nüsha arasında olduğu yönünde. Mustafa Önder’in çalışmasında kitabın en az 16 baskıya ulaştığı ve baskıların 12-25 bin arasında olduğu belirtiliyor. Aynı rakam Sinan Meydan’ın çalışmasında da aktarılıyor.

Bu aralık üzerinden bakıldığında, 16 baskı için söz konusu edilen toplam miktar yaklaşık 192 bin ile 400 bin nüsha arasına karşılık geliyor. Bu hesap, her baskının 12-25 bin arasında olduğu kabulüne dayanıyor; kaynaklarda baskıların tek tek tirajları yıl yıl verilmiş değil.

1930 yılında Maarif Vekâleti tarafından Devlet Matbaası’nda gerçekleştirilen baskıda ise yaklaşık 12 bin Terbiye Mecmuası abonesine kitap hediye edildi. Taner’in ifadesine göre bu dağıtımın ardından kalan nüshalar da düşük bir fiyatla satışa çıkarıldı.

Zeynep Zafer’in 1928-2008 dönemini inceleyen çalışmasında Türkiye’de en az 41 ayrı Türkçe baskı tespit ediliyor. Ali Haydar Taner’in çevirisi 1955’te sekizinci baskıya ulaşmış; aynı çeviri 1960-1971 arasında dört, 2001-2008 arasında ise on iki kez daha yayımlanmış.

Diğer Askerî Müdahalelerde Kitaplarla Kurulan Bağ 

27 Mayıs örneğinin niteliğini daha iyi görmek için Türkiye’deki diğer büyük askerî müdahalelerde kitaplarla ilgili benzer kayıtların bulunup bulunmadığına bakmak gerekiyor.

Burada ölçüt, askerlerin kitap okumasının genel olarak araştırılması değil. Aranan şey, müdahale kadrosuna kitaplarla ilgili sorular yöneltilmesi ve farklı isimlerin cevaplarında aynı kitabın ortak biçimde ortaya çıkması.

12 Mart 1971 Ve Türkiye’nin Düzeni 

12 Mart 1971 dönemi için öne çıkan kitaplardan biri Doğan Avcıoğlu’nun Türkiye’nin Düzeni adlı eseridir.

1968’de yayımlanan kitap, dönemin askerî ve sivil çevrelerinde geniş bir tartışma yarattı. Kriter Dergi’de yayımlanan 12 Mart incelemesinde eserin askerî çevrelerdeki etkisine ve dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler hakkında aktarılan bir anekdota yer veriliyor. Bu anlatıma göre Gürler, kitabı okumamış bir subayı “eksik” olarak nitelendiriyordu. Bu ifade bir aktarım olarak değerlendirilmelidir; doğrudan Gürler’in yayımlanmış bir metninden alınmış bir belge olarak sunulmuyor.

12 Mart çevresindeki askerî düşünce dünyasında Türkiye’nin Düzeni ile ilgili başka aktarımlar da bulunuyor. Bununla birlikte 27 Mayıs’taki örnekte olduğu gibi Millî Birlik Komitesi üyelerine art arda kitaplarının sorulduğu bir röportaj dizisi ve farklı üyelerin aynı eseri kendi cevaplarında anması şeklinde bir kayıt bulunmuyor.

12 Eylül 1980 ve Kitaplar 

12 Eylül 1980 sonrasında askerî yönetimin kararları, kurumları ve uygulamaları üzerine çok sayıda araştırma ve hatırat yayımlandı. Bu kaynaklarda dönemin askerî kadrolarının düşünsel dünyasına, siyasal görüşlerine ve çeşitli yayınlarla ilişkilerine dair bilgiler bulunabiliyor.

Fakat incelenen kaynaklarda 27 Mayıs sonrasında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan röportaj dizisine benzeyen, müdahale kadrosunun farklı üyelerine okudukları ve etkilendikleri kitapların sorulduğu ve ortak bir kitabın birden fazla isim tarafından anıldığı eşdeğer bir kayıt tespit edilemiyor.

Buradaki sonuç, böyle bir sorunun hiçbir yerde sorulmadığı anlamına gelmiyor. Araştırmada bulunan kaynaklar içinde 27 Mayıs örneğine karşılık gelen bir röportaj dizisinin ortaya çıkmadığı anlamına geliyor.

28 Şubat 1997 Sürecinde Kitapların Gündeme Gelmesi 

28 Şubat sürecinde de askerî personelin okuduğu kitaplar zaman zaman soruşturma ve incelemelerin konusu oldu. Bu konuda kişisel tanıklıklar ve basına yansıyan çeşitli örnekler bulunuyor.

Fakat burada da 27 Mayıs’taki örüntü ortaya çıkmıyor. İncelenen kaynaklarda, 28 Şubat sürecinin askerî kadrosunun farklı üyelerine aynı türden sorular yöneltilmesi ve cevaplarda ortak bir kitabın birden fazla isim tarafından anılması şeklinde bir röportaj kaydı bulunmuyor.

Dört Askerî Müdahalenin Kitaplarla Kesiştiği Nokta 

Böylece dört askerî müdahalenin kitaplarla ilişkisi açısından farklı türden kayıtlar ortaya çıkıyor.

27 Mayıs 1960 için elimizde doğrudan dönemin gazetesinde yayımlanan bir röportaj dizisi ve birden fazla Millî Birlik Komitesi üyesinin Beyaz Zambaklar Memleketinde adını vermesi bulunuyor. 12 Mart 1971’de Türkiye’nin Düzeni, askerî çevrelerdeki düşünsel etkisiyle öne çıkan bir eser olarak karşımıza çıkıyor. 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat sürecinde ise incelenen kaynaklarda 27 Mayıs örneğindeki biçimde ortak bir kitap adının farklı müdahale mensuplarının cevaplarında ortaya çıktığı eşdeğer bir kayıt bulunmuyor.

Bu tablo, Beyaz Zambaklar Ülkesinde ile 27 Mayıs arasındaki bağlantının hangi tarihsel malzemeye dayandığını açıkça gösteriyor. Bağlantının temelinde, 1960 yazında yayımlanan ve farklı Millî Birlik Komitesi üyelerinin aynı kitabı kendi okuma geçmişleri içinde dile getirdiği röportajlar bulunuyor.

Bir Kitabın Türkiye’deki Uzun Yolculuğu 

Beyaz Zambaklar Ülkesinde Türkiye’ye 1928’de Ali Haydar Taner’in Bulgarcadan yaptığı çeviriyle geldi. İlk baskının ardından kitap kısa sürede tükendi; 1930’da devlet tarafından yeniden basıldı ve geniş bir eğitim çevresine dağıtıldı. Aynı dönemde Maarif Vekâleti ile Müdafaa-i Milliye Vekâleti üzerinden eğitim ve askerî çevrelere ulaştı.

Sonraki yıllarda eser düzenli biçimde basılmaya devam etti. 1960’ta Millî Birlik Komitesi üyeleriyle yapılan röportajlarda İrfan Solmazer, Vehbi Ersü ve Emanullah Çelebi gibi isimlerin kitabı anması, Türkiye’deki yayın geçmişine yeni bir boyut ekledi.

1968’de Türker Acaroğlu’nun Ak Zambaklar Ülkesinde (Finlandiya), 1976’da Hasip Ahmet Aytuna’nın Akzambaklar Ülkesi Finlandiya’da adlı çevirileri yayımlandı. 2000’li yıllarda yeni çeviriler ve çevirmenlik tartışmaları ortaya çıktı. 1928-2008 arasındaki bibliyografik kayıtlarda ise en az 41 ayrı Türkçe baskı tespit edildi.

Böylece yaklaşık bir asırlık süreçte Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Türkiye’de farklı kuşakların yeniden okuduğu, farklı çevirilerle yayımlanan ve farklı tarihsel bağlamlarda yeni anlamlar kazanan bir kitap hâline geldi.