Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
sol 1 reklam
sol 2 reklam
sag 1 reklam
sag 2 reklam

28 Ekim 1923: Mustafa Kemal’in “Yarın Cumhuriyeti İlan Edeceğiz” Dediği Gece

28 Ekim 1923’te yaşanan hükûmet bunalımını, Çankaya’daki tarihi toplantıyı ve Mustafa Kemal’in Cumhuriyet kararına giden süreci ele alıyoruz.

28 Ekim 1923: Mustafa Kemal’in “Yarın Cumhuriyeti İlan Edeceğiz” Dediği Gece

28 Ekim 1923, Türkiye’nin yönetim biçiminin cumhuriyet olarak belirlenmesine giden sürecin en önemli dönüm noktalarından biriydi. Ankara’da yeni hükûmetin kurulması için yapılan görüşmeler sonuç vermiyor, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi ayrılıklar yürütme organının işleyişini güçleştiriyordu. Gün boyunca devam eden bu arayışın ardından Mustafa Kemal Paşa, akşam Çankaya Köşkü’nde bir araya geldiği arkadaşlarına kararını açıkladı: “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.”

Bu söz, uzun süredir şekillenen bir siyasi düşüncenin somut bir adıma dönüştüğünü gösteriyordu. Ertesi gün Mecliste yapılacak anayasa değişikliğiyle Türkiye Devleti’nin yönetim biçimi cumhuriyet olarak tanımlanacak, devlet başkanının seçilmesi ve hükûmetin kuruluşu yeni bir hukuki çerçeveye kavuşacaktı. O gece yaşananları anlamak için önce Millî Mücadele’den sonra ortaya çıkan siyasi tabloya ve Ekim 1923’te Ankara’da derinleşen hükûmet bunalımına bakmak gerekiyor.

1920-1923 Arasında Cumhuriyete Giden Yol

Türkiye’de cumhuriyet yönetimine geçiş, 29 Ekim 1923’te alınan tek bir karardan ibaret değildi. Millî egemenlik düşüncesinin devlet yönetiminin temeline yerleşmesi, saltanatın kaldırılması ve yeni devletin kurumlarının şekillenmesi, bu sürecin birbirini izleyen aşamalarıydı.

Millî egemenlik ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılması

23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) açılması, devlet yönetiminde yeni bir dönemi başlattı. Meclis, Millî Mücadele’yi yöneten siyasi merkez hâline geldi. 20 Ocak 1921’de kabul edilen Teşkilât-ı Esasiye Kanunu, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ilan ederek bu yeni anlayışın hukuki temelini oluşturdu.

1921 Anayasası’nın ilk maddesi, “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir” hükmünü içeriyordu. Bu ilke, siyasi yetkinin kaynağını hanedandan millete taşıyan bir anlayışı ifade ediyordu. Aynı anayasal düzen içinde yasama ve yürütme yetkileri Mecliste toplanmıştı. Bu sistem, savaş koşullarında kararların hızlı alınmasını ve Millî Mücadele’nin tek bir siyasi merkezden yürütülmesini sağladı.

Meclis hükûmeti sisteminde bakanlar, Meclis tarafından ayrı ayrı seçiliyordu. Bu yöntem, milletvekillerinin yürütme üzerinde doğrudan söz sahibi olmasına imkân veriyordu. Barış dönemine geçilirken devlet işlerinin düzenli yürütülmesi, bakanlıklar arasında uyum sağlanması ve hükûmetin ortak bir program etrafında çalışması daha fazla önem kazandı. 1923 sonbaharında yaşanan bunalımın temelinde bu yönetim yapısının işleyişi de bulunuyordu.

Saltanatın kaldırılması ve yeni devletin şekillenmesi

1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılması, Osmanlı hanedanının siyasi egemenliğine son verdi. Halifelik makamı bir süre daha varlığını sürdürdü. Böylece Türkiye’nin yeni yönetim düzeni oluşturulurken tarihî kurumların geleceği ve devletin nasıl yönetileceği konuları da gündemde kaldı.

1922 ve 1923 yıllarında Mecliste farklı siyasi yaklaşımlar bir arada bulunuyordu. Millî egemenlik ilkesini savunan milletvekilleri, devlet yönetiminin millet iradesine dayanmasını temel kabul ediyordu. Bunun yanında geleneksel kurumların korunmasını önemseyen, yönetim biçiminin değişme hızına ilişkin farklı görüşler taşıyan milletvekilleri de vardı. Cumhuriyet fikrine yaklaşım konusunda Mecliste tam bir görüş birliği bulunduğunu söylemek mümkün değildi.

24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması’nın imzalanmasıyla yeni devletin uluslararası alandaki konumu güçlendi. 13 Ekim 1923’te Ankara’nın başkent kabul edilmesi de siyasi merkezin İstanbul’dan Ankara’ya taşınmasını resmîleştirdi. Böylece Millî Mücadele sırasında oluşan yönetim yapısının kalıcı devlet kurumlarına dönüştürülmesi gündemin başlıca meselelerinden biri hâline geldi.

Cumhuriyet fikri ve Meclisteki siyasi ayrılıklar

Cumhuriyet yönetimine geçiş düşüncesi, 28 Ekim akşamı ilk kez ortaya atılmış bir fikir değildi. Mustafa Kemal Paşa, millî egemenlik ilkesini devlet yönetiminin temelinde görüyordu. Bununla birlikte, cumhuriyetin hangi yöntemle ilan edileceği ve yeni yönetim düzeninin nasıl işleyeceği, siyasi koşullar içinde ele alınması gereken konulardı.

Milletvekillerinin farklı görüşleri, özellikle hükûmetin kurulması ve yürütme organının işleyişi konularında belirginleşiyordu. Meclis hükûmeti sisteminde bakanların tek tek seçilmesi, ortak bir hükûmet listesinin oluşturulmasını zorlaştırabiliyordu. Bir grup milletvekilinin üzerinde uzlaştığı isimler başka milletvekillerinin desteğini alamadığında hükûmet kurma süreci uzuyordu.

Cumhuriyetin ilanı, bu açıdan iki ihtiyaca cevap verecek bir düzenleme olarak gündeme geldi: Devletin yönetim biçiminin açıkça belirlenmesi ve yürütme organının kuruluşunun daha düzenli bir sisteme bağlanması. Ekim 1923’teki hükûmet bunalımı, bu değişikliğin siyasi gündemdeki ağırlığını artırdı.

Ekim 1923’te Hükûmet Bunalımı

Cumhuriyetin ilanından önceki son günlerde Ankara’daki temel sorun, Meclisin yeni bir hükûmet kurmakta zorlanmasıydı. Millî Mücadele’nin askerî safhası sona ermiş, Lozan Antlaşması imzalanmış ve Ankara başkent olmuştu. Devletin günlük işlerini yürütecek hükûmetin kuruluşunda yaşanan tıkanıklık, mevcut yönetim sisteminin yeniden değerlendirilmesine yol açtı.

Fethi Bey hükûmetinin istifası

Ali Fethi Bey’in (Okyar) başkanlığındaki hükûmet, 1923 yazında kurulmuştu. Sonbahara gelindiğinde Meclis içindeki siyasi anlaşmazlıklar ve hükûmetin kuruluş biçimine ilişkin sorunlar daha belirgin hâle geldi. Mustafa Kemal Paşa, 25 Ekim’de hükûmet üyeleriyle yaptığı görüşmelerde bunalımın aşılması için istifa seçeneğini gündeme getirdi. Ardından hükûmet üyelerinin yeniden seçilmeleri durumunda görevi kabul etmemeleri yönünde bir yaklaşım benimsendi.

27 Ekim 1923’te hükûmet istifasını açıkladı. Bunun ardından Mecliste yeni bir hükûmet listesi oluşturmak için görüşmeler başladı. Milletvekilleri farklı gruplar hâlinde bir araya geliyor, bakanlıklar için isimler üzerinde çalışıyor ve çoğunluğun desteğini alabilecek bir liste hazırlamaya uğraşıyordu.

Bu süreçteki sorun, tek tek bakanların seçilmesinden kaynaklanan yapısal güçlüklerle yakından ilişkiliydi. Meclis üyeleri belirli isimler üzerinde anlaşsalar bile bütün bakanlıkları kapsayan bir hükûmetin kurulması için aynı ölçüde uzlaşma sağlanamıyordu. Hükûmet bunalımı, yürütme organının nasıl oluşturulacağı sorusunu yeniden ön plana çıkardı.

28 Ekim günü devam eden arayış

28 Ekim Pazar günü Ankara’da yeni hükûmeti kurmak için yapılan görüşmeler sürdü. Halk Partisi Yönetim Kurulu Başkanı Fethi Bey, oluşturulması düşünülen hükûmet listesi hakkında Mustafa Kemal Paşa’nın görüşünü almak istedi. Mustafa Kemal, listedeki isimlerin kendi görüşlerinin de öğrenilmesini önerdi. Bazı kişilerin hükûmette görev almak istemediklerini belirtmesi, uzlaşma arayışını daha da güçleştirdi.

Günün sonunda üzerinde anlaşılabilecek bir hükûmet listesi ortaya çıkmadı. Meclis içindeki görüşmeler sürerken devlet işlerinin yürütülmesi ve siyasi kararların alınması açısından belirsizlik devam ediyordu. Bu durum, hükûmetin kuruluş biçiminin değiştirilmesini gündemin merkezine taşıdı.

Atatürk Ansiklopedisi’nin Cumhuriyet’in İlanı başlıklı maddesinde de anlatıldığı üzere, 28 Ekim günü yapılan görüşmelerin ardından Mustafa Kemal Paşa, akşam yemeği için bazı arkadaşlarını Çankaya Köşkü’ne davet etti. Gün içinde sonuç alınamayan siyasi arayış, o akşam cumhuriyet yönetimine geçiş kararının açıklanacağı buluşmaya zemin hazırladı.

28 Ekim 1923 Pazar Günü Ankara’da Yaşananlar

28 Ekim’in önemi, gün boyunca devam eden hükûmet görüşmelerinin akşam Çankaya’da alınan kararla yeni bir aşamaya geçmesinden kaynaklanıyordu. Meclisteki siyasi tıkanıklık, devletin yönetim biçimini ve hükûmetin kuruluş yöntemini birlikte ele alan bir çözüm arayışını öne çıkarmıştı.

Çankaya Köşkü’ndeki akşam yemeği

Mustafa Kemal Paşa, 28 Ekim akşamı Çankaya Köşkü’nde bazı siyasi ve askerî arkadaşlarıyla bir araya geldi. Atatürk Ansiklopedisi ve Atatürk Araştırma Merkezi’nin aktardığı bilgilere göre toplantıda Kâzım Paşa (Özalp), İsmet Paşa (İnönü), Fethi Bey (Okyar), Rize milletvekili Fuat Bey, Afyonkarahisar milletvekili Ruşen Eşref Bey ile askerî komutanlardan Halit ve Kemalettin Sami paşalar bulunuyordu.

Bu buluşma, günün siyasi gelişmelerinden ayrı düşünülemez. Katılımcılar, Millî Mücadele’nin farklı aşamalarında görev almış ve yeni devletin kuruluş sürecinde önemli sorumluluklar üstlenmiş kişilerdi. Ankara’da hükûmetin kurulamadığı bir günün akşamında yapılan görüşme, ülkenin yönetim düzenine ilişkin bir kararın paylaşılması için uygun bir zemin oluşturdu.

Mustafa Kemal Paşa, sofrada bulunanlara “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” dedi. Bu sözle cumhuriyet yönetimine geçiş kararını açıkça ortaya koydu. Toplantıya katılanlar kararı destekledi ve bunun nasıl gerçekleştirileceği üzerinde görüş alışverişinde bulundu.

Bu cümlenin tarihsel önemi, cumhuriyet düşüncesinin ilk kez o anda dile getirilmesinden kaynaklanmıyordu. Asıl önem, siyasi koşulların somut bir anayasa değişikliğine dönüştürülmesi ve kararın ertesi gün Meclisin önüne götürülecek bir öneri hâline getirilmesiydi. Cumhuriyet fikri, böylece siyasi hedef olmaktan çıkarak uygulanacak hukuki düzenlemenin merkezine yerleşti.

“Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” kararının anlamı

Cumhuriyetin ilanı, devletin yönetim biçiminin açıkça tanımlanmasını sağlayacaktı. 1921 Anayasası millî egemenliği temel almış, yasama ve yürütme yetkilerini Mecliste toplamıştı. Yeni düzenlemeyle devletin yönetim biçimi cumhuriyet olarak anayasaya yazılacak ve cumhurbaşkanının seçilme yöntemi belirlenecekti.

Bu değişiklik aynı zamanda hükûmetin kuruluşunda yaşanan tıkanıklığa yönelik bir çözüm içeriyordu. Meclis hükûmeti sisteminde bakanların ayrı ayrı seçilmesi, ortak bir yürütme kadrosu oluşturmayı zorlaştırabiliyordu. Cumhuriyet düzenlemesiyle birlikte başbakanın belirlenmesi ve bakanların bir hükûmet yapısı içinde görev alması için yeni bir sistemin önü açılacaktı.

Çankaya’daki toplantıda konuşulanlar, siyasi kararın uygulama planına dönüşmesini sağladı. Anayasanın hangi maddelerinde değişiklik yapılacağı değerlendirildi. Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa, cumhuriyetin ilanını mümkün kılacak hukuki düzenlemenin mevcut anayasa üzerinde yapılacak değişikliklerle gerçekleştirilebileceği sonucuna vardı.

Mustafa Kemal ve İsmet İnönü’nün gece çalışması

Akşam yemeğindeki konukların çoğu ayrıldıktan sonra Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa çalışmayı sürdürdü. İki isim, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun (1921 Anayasası) ilgili maddeleri üzerinde yapılacak değişiklikleri ele aldı. Amaç, devletin yönetim biçimini cumhuriyet olarak belirleyen ve cumhurbaşkanının seçilme yöntemini açıklayan hükümleri anayasa metnine yerleştirmekti.

Hazırlanan değişiklik teklifinde, anayasanın birinci maddesine “Türkiye Devletinin şekli hükûmeti cumhuriyettir” hükmünün eklenmesi öngörülüyordu. Böylece devletin yönetim biçimi doğrudan anayasada ifade edilecekti. Cumhurbaşkanının Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından, Meclis üyeleri arasından seçilmesine ilişkin düzenlemeler de teklifin önemli parçaları arasındaydı.

Anayasa değişikliği, hükûmetin kuruluş yöntemini de etkiliyordu. Cumhurbaşkanı, Meclis içinden bir başbakan belirleyecek; başbakan da bakanlardan oluşan hükûmetin kurulmasını sağlayacaktı. Böylece Meclis hükûmeti sisteminden kabine sistemine geçişin hukuki çerçevesi oluşturuluyordu.

Gece boyunca yapılan çalışma, ertesi gün Mecliste görüşülecek teklifin temelini hazırladı. Çankaya’daki karar, siyasi bir açıklamayla sınırlı kalmadı; uygulanabilir bir anayasa değişikliği metnine dönüştü. 28 Ekim gecesini tarihsel açıdan önemli kılan başlıca gelişme de buydu.

28 Ekim Gecesinden 29 Ekim’teki İlan Kararına

28 Ekim gecesi hazırlanan teklifin Mecliste görüşülmesi, ertesi günün ana gündemini oluşturdu. 29 Ekim 1923 sabahında Halk Partisi grubunda hükûmet bunalımına çözüm arayışı sürdü. Sorunun çözümü için Mustafa Kemal Paşa’nın hazırladığı anayasa değişikliği gündeme geldi ve teklifin Meclise sunulmasının yolu açıldı.

Grup toplantısının ardından konu TBMM Genel Kuruluna taşındı. Anayasa Komisyonunda ele alınan değişiklikler, devletin yönetim biçimini cumhuriyet olarak tanımlayacak şekilde düzenlendi. Görüşmelerin ardından teklif kabul edildi. Böylece Türkiye Devleti’nin yönetim biçimi cumhuriyet olarak ilan edildi ve Mustafa Kemal Paşa Meclis tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçildi.

Bu gelişmeler, 28 Ekim akşamındaki kararın ertesi gün nasıl uygulamaya geçtiğini gösteriyor. Bir gün önce hükûmet kurma arayışının sonuçsuz kaldığı Ankara’da, gece hazırlanan anayasa değişikliği devletin yönetim biçimini ve yürütme organının kuruluşunu belirleyen bir karara dönüştü.

28 Ekim 1923 Gecesinin Tarihteki Yeri

“Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” sözü, Türkiye’nin siyasi tarihinde belirleyici bir anı temsil ediyor. 1920’de TBMM’nin açılmasıyla güç kazanan millî egemenlik ilkesi, 1921 Anayasası’nda hukuki temelini bulmuş; saltanatın kaldırılması ve yeni devletin kurumlarının şekillenmesiyle yönetim düzeni adım adım değişmişti. Ekim 1923’teki hükûmet bunalımı, bu sürecin yeni bir anayasal düzenlemeyle tamamlanmasını hızlandırdı.

Çankaya Köşkü’nde alınan kararın ardından Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa’nın gece boyunca çalışması, siyasi iradenin hukuki bir metne dönüştürülmesini sağladı. Ertesi gün Mecliste kabul edilen değişiklik, devletin yönetim biçimini cumhuriyet olarak tanımladı ve cumhurbaşkanlığı makamını oluşturdu.

Bu nedenle 28 Ekim 1923, Cumhuriyet’in ilanından bir gün önce yaşanan sıradan bir hazırlık günü olarak ele alınamaz. O gün Ankara’da devam eden hükûmet bunalımı, Çankaya’daki toplantı ve gece boyunca hazırlanan anayasa değişikliği, yeni devletin yönetim biçiminin belirlenmesinde birbirine bağlı aşamalardı. Mustafa Kemal Paşa’nın “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” sözü de bu kararın en çok hatırlanan ifadesi olarak tarihe geçti.