Avrupa Konseyi, Avrupa’da insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü korumak amacıyla kurulmuş uluslararası bir örgüttür. Türkiye de Avrupa Konseyi’nin kuruluşundan kısa süre sonra örgüte katılmış ve kurucu üyeler arasında yer almıştır.
Avrupa Konseyi denildiğinde akla gelen en önemli kurumlardan biri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’dir. AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınan hakların ihlal edilip edilmediğini denetler.
AİHM kararları Türkiye açısından da bağlayıcıdır. Bunun nedeni Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olması veya Avrupa Birliği’nin Türkiye üzerinde bir yargı yetkisi bulunması değildir. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olmuş ve AİHM’nin yargı yetkisini kabul etmiştir.
Bu nedenle AİHM kararlarının Türkiye’yi neden bağladığını anlamak için önce Avrupa Konseyi’nin ne olduğunu ve Türkiye’nin bu sisteme nasıl dahil olduğunu bilmek gerekir.
Avrupa Konseyi
Avrupa Konseyi, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa ülkeleri arasında ortak demokratik değerler oluşturmak amacıyla 5 Mayıs 1949’da kuruldu. Merkezi Fransa’nın Strazburg kentindedir.
Avrupa Konseyi’nin temel çalışma alanlarını insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü oluşturur. Avrupa Konseyi’nin kendi kurumsal bilgilerinde de örgütün temel amacının bu üç alanda ortak standartları geliştirmek olduğu belirtilir.
Avrupa Konseyi’nin en önemli hukuki belgelerinden biri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’dir. AİHM de bu sözleşmenin uygulanmasını denetleyen mahkemedir.
Bu noktada Avrupa Konseyi’nin Avrupa Birliği’nden farklı bir kuruluş olduğunu vurgulamak gerekir.
Avrupa Konseyi ile Avrupa Birliği Arasındaki Fark
Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği birbirinden bağımsız iki uluslararası yapıdır. İsimlerindeki benzerlik nedeniyle sıkça karıştırılsalar da kuruluş amaçları, hukuki yapıları ve kurumları farklıdır.
Avrupa Birliği ekonomik, siyasi ve hukuki bütünleşme üzerine kurulmuş bir birliktir. Avrupa Konseyi ise insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanında ortak standartlar oluşturur.
Avrupa Konseyi’nin günümüzde 46 üyesi bulunur. Avrupa Birliği’nin 27 üyesinin tamamı aynı zamanda Avrupa Konseyi üyesidir.
AİHM de Avrupa Birliği’nin bir kurumu değildir. Mahkeme, Avrupa Konseyi sistemi içinde faaliyet gösterir ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni esas alır.
Bu ayrım Türkiye açısından önemlidir. Türkiye Avrupa Birliği üyesi olmadığı halde AİHM kararlarıyla bağlıdır. Bunun sebebi Avrupa Birliği üyeliği değil, Avrupa Konseyi ve AİHS ile kurulan hukuki ilişkidir.
Türkiye’nin Avrupa Konseyi’ndeki Yeri
Türkiye’nin Avrupa Konseyi ile ilişkisi örgütün kuruluş dönemine kadar uzanır.
Avrupa Konseyi, 5 Mayıs 1949’da Belçika, Danimarka, Fransa, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, İsveç ve Birleşik Krallık tarafından imzalanan Londra Antlaşması ile kuruldu. Türkiye bu ilk 10 ülke arasında bulunmuyordu.
Türkiye, 13 Nisan 1950’de Avrupa Konseyi’ne katıldı ve örgütün 13. üyesi oldu. Avrupa Konseyi’nin Türkiye ile ilişkilerine dair resmî bilgilerinde Türkiye kurucu üyeler arasında gösterilir.
Burada iki farklı bilgiyi birbirinden ayırmak gerekir. Türkiye, Avrupa Konseyi’ni kuran Londra Antlaşması’nı imzalayan 10 ülke arasında yer almadı. Türkiye’nin üyeliği kuruluşun hemen ardından gerçekleşti ve Avrupa Konseyi tarafından kurucu üyelik çerçevesinde değerlendirildi.
Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyeliği, AİHM sistemine daha sonra dahil olmasını sağlayan temel kurumsal zemini oluşturdu.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
Avrupa Konseyi’nin kuruluşundan sonra insan haklarının uluslararası düzeyde korunması için ortak bir sözleşme hazırlanması gündeme geldi.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 4 Kasım 1950’de Roma’da imzaya açıldı ve 3 Eylül 1953’te yürürlüğe girdi. Avrupa Konseyi’nin resmî tarihçesine göre sözleşme, Avrupa’daki insan hakları koruma sisteminin temel belgesi haline geldi.
AİHS yaşam hakkı, işkence yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma, özel ve aile hayatına saygı, ifade özgürlüğü ve din özgürlüğü gibi temel hakları güvence altına alır.
Sözleşmenin önemli özelliği, devletlere hak ve özgürlüklerle ilgili yükümlülükler getirmesinin yanında bu yükümlülüklerin uygulanmasını uluslararası düzeyde denetleyen bir mekanizma oluşturmasıdır.
Bu mekanizmanın merkezinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bulunur.
Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Taraf Oldu
Türkiye, Avrupa Konseyi üyeliğinin ardından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sistemine katıldı. Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa Konseyi ve insan hakları konusundaki bilgilerinde Türkiye’nin AİHS‘yi imzalayan ve onaylayan ülkeler arasında bulunduğu belirtilir.
Türkiye’nin AİHM sistemiyle ilişkisi zaman içinde farklı aşamalardan geçti. Özellikle bireysel başvuru hakkının ve Mahkemenin zorunlu yargı yetkisinin kabul edilmesi, bu ilişkinin bugünkü yapısının oluşmasında belirleyici oldu.
Türkiye’nin Bireysel Başvuru Hakkını Kabul Etmesi
Türkiye, 1987 yılında Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na bireysel başvuru hakkını kabul etti.
Bu düzenleme, AİHS kapsamındaki haklarının ihlal edildiğini düşünen kişilerin belirli şartları yerine getirerek uluslararası denetim mekanizmasına başvurabilmesinin önünü açtı.
Günümüzde AİHM’ye yapılan başvurularda iç hukuk yollarının tüketilmesi temel kabul edilebilirlik şartlarından biridir. Bu nedenle AİHM, ulusal mahkemelerin yerine geçen ilk başvuru mercii olarak çalışmaz.
Türkiye’nin AİHM’nin Zorunlu Yargı Yetkisini Kabul Etmesi
Türkiye, 1990 yılında AİHM’nin zorunlu yargı yetkisini kabul etti.
Avrupa Konseyi’nin antlaşma kayıtlarında Türkiye’nin Mahkemenin yargı yetkisini kabul eden deklarasyonunun 1990 yılında yürürlüğe girdiği görülür.
Bu gelişmeyle birlikte Türkiye’nin AİHM sistemiyle hukuki ilişkisi daha kapsamlı hale geldi. AİHM, AİHS kapsamındaki başvurular bakımından Türkiye hakkında karar verebilen uluslararası mahkeme konumuna geldi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Nedir?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf devletlerin sözleşmeden doğan insan hakları yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini denetleyen uluslararası mahkemedir.
Mahkemenin merkezi Strazburg’dadır. AİHM’ye bireyler, belirli şartlar altında devletler ve bazı durumlarda diğer başvurucular başvurabilir.
Bireysel başvurularda temel mesele, başvurucunun AİHS veya uygulanabilir ek protokollerle güvence altına alınan bir hakkının ihlal edilip edilmediğidir.
AİHM’nin görev alanını anlamak için Mahkemenin bir temyiz mahkemesi olmadığını da bilmek gerekir.
AİHM Türkiye’deki Mahkemelerin Üzerinde Bir Temyiz Mahkemesi Değildir
AİHM, Türkiye’deki mahkemelerin verdiği bütün kararları yeniden inceleyen bir üst mahkeme değildir.
Bir davanın sonucunun hukuken doğru olup olmadığı AİHM’nin genel inceleme alanına girmez. Mahkeme, başvurunun AİHS kapsamındaki bir hakla ilgili olup olmadığını ve devletin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini değerlendirir.
Örneğin bir kişinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası AİHM’nin görev alanına girebilir. Buna karşılık iki kişi arasındaki sıradan bir özel hukuk uyuşmazlığında hangi tarafın haklı olduğuna AİHM karar vermez.
Bu nedenle AİHM ile Yargıtay veya Anayasa Mahkemesi arasında klasik bir üst-alt mahkeme ilişkisi kurmak doğru değildir.
AİHM Kararları Türkiye’yi Neden Bağlar?
AİHM kararlarının Türkiye açısından bağlayıcı olmasının temel hukuki dayanağı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 46. maddesidir.
AİHS’nin 46. maddesine göre taraf devletler, taraf oldukları davalarda AİHM’nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt eder.
Türkiye AİHS’ye taraf olarak bu yükümlülüğü kabul etmiştir. Türkiye ayrıca AİHM’nin zorunlu yargı yetkisini tanımıştır.
Bu nedenle AİHM’nin Türkiye hakkında verdiği kesinleşmiş bir kararın bağlayıcılığı Avrupa Birliği üyeliğinden kaynaklanmaz. Türkiye’nin AİHS’ye taraf olmasından ve sözleşmenin 46. maddesindeki yükümlülüğü kabul etmesinden kaynaklanır.
En kısa ifadeyle: Türkiye AİHM kararlarına Avrupa’dan geldikleri için değil, taraf olduğu sözleşmeden doğan yükümlülük nedeniyle uymak zorundadır.
AİHS’nin Türk Hukukundaki Yeri
AİHM kararlarının Türkiye açısından anlamını değerlendirirken uluslararası hukuk ile Türk hukukundaki düzenlemeyi birlikte ele almak gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesi, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğunu düzenler. Temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalar ile kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi durumunda ise milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağını belirtir.
AİHS de Türkiye’nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerden biridir.
Bu nedenle AİHS’nin Türkiye açısından taşıdığı hukuki ağırlık, yalnızca uluslararası alandaki bir taahhütten ibaret değildir. Sözleşme, Türk hukuk düzeninde de anayasal bir dayanağa sahiptir.
AİHM kararlarının uygulanması konusu ise AİHS’nin 46. maddesindeki yükümlülükle birlikte değerlendirilir.
AİHM Kararları Nasıl Uygulanır?
AİHM bir başvuruda AİHS’nin ihlal edildiğine karar verdiğinde, kararın gerektirdiği sonuçlar ihlalin niteliğine göre değişebilir.
AİHM, başvurucuya adil tazminat ödenmesine karar verebilir. Bunun yanında ihlalin sonuçlarının giderilmesi veya benzer ihlallerin tekrarını önlemek için hukuki ve idari tedbirler gerekebilir.
Kararın uygulanması bakımından her davanın koşulları ayrı değerlendirilir. Bazı durumlarda bireysel bir önlem yeterli olabilirken, yapısal bir sorunun tespit edildiği davalarda mevzuatın veya uygulamanın değiştirilmesi gerekebilir.
Kararın uygulanıp uygulanmadığının uluslararası düzeyde denetlenmesi ise Avrupa Konseyi’nin başka bir organının görevidir.
AİHM Kararlarının Uygulanmasını Bakanlar Komitesi Denetler
AİHM kararının verilmesi ile kararın uygulanmasının denetlenmesi farklı görevlerdir.
AİHM, AİHS’nin ihlal edilip edilmediğine karar verir. Karar kesinleştikten sonra kararın uygulanmasını Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi denetler.
Avrupa Konseyi’nin kararların icrasına ilişkin açıklamalarına göre Bakanlar Komitesi, üye devletlerin AİHM kararlarını yerine getirip getirmediğini takip eder.
Bu denetim kapsamında devletlerden alınan bireysel ve genel önlemler değerlendirilir. Böylece AİHM kararlarının uygulamada nasıl karşılık bulduğu uluslararası düzeyde izlenir.
AİHM ile Avrupa Birliği Mahkemeleri Arasındaki Fark
Avrupa’da birden fazla uluslararası ve ulusüstü yargı sistemi bulunduğu için AİHM ile Avrupa Birliği Adalet Divanı da zaman zaman karıştırılır.
AİHM, Avrupa Konseyi’ne bağlı insan hakları sisteminin mahkemesidir ve AİHS’yi esas alır.
Avrupa Birliği Adalet Divanı ise Avrupa Birliği hukukunun uygulanmasını ve yorumlanmasını sağlayan Avrupa Birliği kurumudur.
Türkiye’nin AİHM kararlarına ilişkin yükümlülüğü Avrupa Birliği Adalet Divanı ile ilgili değildir. Türkiye Avrupa Birliği üyesi olmadığı halde AİHS’ye taraf olduğu için AİHM sisteminin parçasıdır.
Bu ayrım, AİHM kararlarının Türkiye açısından neden bağlayıcı olduğunu anlamanın temel noktalarından biridir.
Türkiye’nin AİHM Sistemiyle İlişkisinin Tarihsel Süreci
Türkiye’nin Avrupa insan hakları sistemindeki konumu birkaç önemli tarihle özetlenebilir.
- 1949: Avrupa Konseyi kuruldu.
- 1950: Türkiye Avrupa Konseyi’ne katıldı.
- 1950: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi imzaya açıldı.
- 1953: AİHS yürürlüğe girdi.
- 1987: Türkiye bireysel başvuru hakkını kabul etti.
- 1990: Türkiye AİHM’nin zorunlu yargı yetkisini kabul etti.
Bu kronoloji, Türkiye’nin AİHM sistemiyle ilişkisinin yeni bir gelişme olmadığını gösterir. Türkiye, Avrupa Konseyi’nin kuruluş döneminden itibaren bu yapının içinde yer aldı ve insan hakları sözleşmesinin oluşturduğu denetim mekanizmasına zaman içinde daha kapsamlı biçimde dahil oldu.
AİHM Kararlarının Türkiye Açısından Anlamı
AİHM sisteminin temelinde devletlerin insan hakları konusunda ortak kuralları kabul etmesi ve bu kuralların uluslararası bir mahkeme tarafından denetlenebilmesi bulunur.
Türkiye’nin AİHM kararlarıyla bağlı olmasının hukuki zinciri bu nedenle oldukça açıktır:
- Türkiye Avrupa Konseyi’ne katıldı.
- Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf oldu.
- Türkiye bireysel başvuru hakkını kabul etti.
- Türkiye AİHM’nin zorunlu yargı yetkisini kabul etti.
- AİHS’nin 46. maddesi uyarınca kesinleşmiş AİHM kararlarına uyma yükümlülüğünü üstlendi.
Bu sistemde AİHM, Türkiye’nin iç hukuk düzeninin yerine geçen bir mahkeme olarak çalışmaz. Mahkemenin görevi, Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınan hakların korunup korunmadığını denetlemektir.
Dolayısıyla AİHM kararlarının Türkiye’yi bağlamasının temel nedeni Avrupa Birliği değildir. Bunun temelinde Türkiye’nin kendi iradesiyle taraf olduğu uluslararası sözleşme ve bu sözleşmeden doğan yükümlülükler bulunur.

