Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
sol 1 reklam
sol 2 reklam
sag 1 reklam
sag 2 reklam

Sevr Antlaşması: Maddeleri, Tarafları. Neden Yürürlüğe Girmedi?

Sevr Antlaşması’nın maddeleri, tarafları, Osmanlı Devleti’ne getirdiği sınırlamalar ve yürürlüğe girmeme nedenleri ele alınıyor.

Sevr Antlaşması: Maddeleri, Tarafları. Neden Yürürlüğe Girmedi?

1. Dünya Savaşı’nın ardından imzalanan Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin siyasi, askerî ve ekonomik yapısını büyük ölçüde değiştirmeyi amaçlayan barış antlaşmalarından biridir. 10 Ağustos 1920 tarihinde Fransa’nın Sevr (Sèvres) kentinde imzalanan bu antlaşma, Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında yapılmıştır. Ancak tarih boyunca en çok tartışılan uluslararası anlaşmalardan biri olmasına rağmen hiçbir zaman tam anlamıyla yürürlüğe girmemiş ve uygulanamamıştır.

Günümüzde Sevr Antlaşması hakkında en çok merak edilen konular arasında antlaşmanın maddeleri, kimler tarafından imzalandığı, neden yürürlüğe girmediği ve gerçekten gizli maddeler içerip içermediği yer alır. Özellikle sosyal medya ve internet ortamında dolaşan çeşitli iddialar, antlaşma hakkında bilgi kirliliğinin oluşmasına neden olmuştur.

Bu yazıda Sevr Antlaşması’nın hazırlanış sürecini, taraflarını, başlıca maddelerini, hukuki durumunu ve kamuoyunda sıkça dile getirilen gizli madde iddialarını tarihî belgeler ışığında ele alacağız.

I. Dünya Savaşı’ndan Sevr Antlaşması’na Giden Süreç

Sevr Antlaşması’nın ortaya çıkışı, I. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle başlayan barış görüşmelerinin bir sonucudur. Osmanlı Devleti, savaş boyunca Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan ile birlikte İttifak Devletleri safında yer aldı. Savaşın İtilaf Devletleri’nin zaferiyle sonuçlanmasının ardından mağlup devletlerle ayrı ayrı barış antlaşmaları hazırlanmasına karar verildi.

Osmanlı Devleti açısından bu sürecin ilk önemli adımı, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi oldu. Ateşkes hükümleri doğrultusunda Osmanlı ordusu büyük ölçüde terhis edilirken, İtilaf Devletleri güvenlik gerekçesiyle istedikleri bölgeleri işgal edebilme hakkı elde etti. Takip eden aylarda Anadolu’nun ve Trakya’nın çeşitli bölgeleri işgal edilmeye başladı.

1919 yılında düzenlenen Paris Barış Konferansı’nda Osmanlı Devleti’nin geleceği ayrıntılı biçimde ele alındı. Ardından 1920 yılında gerçekleştirilen San Remo Konferansı’nda Osmanlı Devleti’ne sunulacak barış şartları büyük ölçüde şekillendirildi. Hazırlanan antlaşma taslağı, daha sonra Fransa’nın Sevr kentinde taraflara sunuldu.

10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin sınırlarını daraltan, ordusunu sınırlandıran ve ekonomik bağımsızlığını önemli ölçüde kısıtlayan hükümler içeriyordu. Ancak antlaşmanın imzalanması, onun yürürlüğe girdiği anlamına gelmiyordu. Bu konu, ilerleyen bölümlerde ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

Sevr Antlaşması’nı Kimler İmzaladı?

Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti ile I. Dünya Savaşı’nın galibi olan İtilaf Devletleri ve onların bazı müttefikleri arasında imzalanmıştır. Antlaşmanın tarafları aşağıdaki gibidir.

İtilaf Devletleri ve Müttefikleri

Sevr Antlaşması’nın karşı tarafında, savaşı kazanan devletler yer alıyordu. Antlaşmayı imzalayan başlıca devletler şunlardı:

  • Birleşik Krallık
  • Fransa
  • İtalya
  • Japonya
  • Belçika
  • Yunanistan
  • Romanya
  • Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı (daha sonra Yugoslavya adını almıştır)
  • Ermenistan Cumhuriyeti
  • Hicaz Krallığı

Bunların yanında, İtilaf Devletleri safında yer alan bazı diğer devletler de antlaşmaya taraf olmuş veya ilgili hükümleri kabul etmiştir.

Her ne kadar antlaşmanın altında birçok devletin imzası bulunsa da, metnin hazırlanmasında belirleyici rolü özellikle Birleşik Krallık, Fransa ve İtalya üstlenmiştir. Antlaşmanın siyasi ve coğrafi hükümleri büyük ölçüde bu devletlerin Paris Barış Konferansı ve San Remo Konferansı sırasında vardıkları uzlaşmalar doğrultusunda şekillenmiştir.

Osmanlı Devleti Adına Kimler İmzaladı?

Osmanlı Devleti adına Sevr Antlaşması’nı, dönemin sadrazamı Damat Ferid Paşa’nın görevlendirdiği heyet imzaladı. Heyette şu isimler yer alıyordu:

  • Maarif Nazırı Bağdatlı Hadi Paşa
  • Şûrâ-yı Devlet Başkanı Rıza Tevfik Bey
  • Bern Büyükelçisi Reşad Halis Bey

Heyet, 10 Ağustos 1920 tarihinde Fransa’nın Sevr kentinde düzenlenen törende Osmanlı Devleti adına antlaşmaya imza attı.

Sevr Antlaşması’nın imzalandığı sırada Osmanlı Devleti iki farklı yönetim merkezine sahipti. İstanbul’da Osmanlı Hükûmeti görevini sürdürürken, Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi faaliyet gösteriyor ve Millî Mücadele’yi yönetiyordu. TBMM, İstanbul Hükûmeti’nin imzaladığı Sevr Antlaşması’nı tanımadığını açıkladı.

Bu nedenle Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti adına imzalanmış olsa da Ankara Hükûmeti tarafından hiçbir zaman benimsenmedi. Millî Mücadele’nin kazanılmasının ardından ise İtilaf Devletleri ile bu kez TBMM Hükûmeti arasında yeni barış görüşmeleri yürütüldü ve 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzalandı.

Sevr Antlaşması’nın Başlıca Maddeleri

Sevr Antlaşması 433 maddeden oluşuyordu. Antlaşmanın ilk 26 maddesi Milletler Cemiyeti Sözleşmesi’ni içerirken, sonraki bölümlerde Türkiye’nin sınırları, Boğazların statüsü, askerî hükümler, mali düzenlemeler ve ekonomik konular ayrıntılı şekilde ele alınıyordu.

Osmanlı Devleti’nin Sınırları Yeniden Belirlendi 

Antlaşmanın 27-35. maddeleri, Türkiye’nin Bulgaristan, Yunanistan, Suriye ve Irak yönündeki sınırlarını tanımlıyordu. Buna göre Doğu Trakya’nın büyük bölümü Yunanistan’a bırakılıyor, Osmanlı Devleti’nin Arap toprakları üzerindeki hakları da sona eriyordu. Suriye ve Lübnan Fransız mandasına, Irak ile Filistin ise İngiliz mandasına bırakılan bölgeler arasında yer alıyordu.

Not: Sevr Antlaşması’nın İngilizce ve Fransızca resmî metinlerinde bu bölümün başlığı “Frontiers of Turkey” ve “Frontières de la Turquie” (Türkiye’nin Sınırları) olarak yer almaktadır. Makalede anlatım bütünlüğünü korumak amacıyla “Osmanlı Devleti” ifadesi tercih edilmiştir. 

İstanbul Başkent Olarak Kalmaya Devam Etti

Antlaşmanın 36. maddesi, İstanbul’un Osmanlı Devleti’nin başkenti olarak kalacağını hükme bağlıyordu. Bununla birlikte, antlaşmanın diğer hükümleri Boğazların yönetimi ve İstanbul’un güvenliği konusunda Osmanlı Devleti’nin yetkilerini önemli ölçüde sınırlandırıyordu.

Boğazların Yönetimi Uluslararası Bir Komisyona Bırakıldı

37-61. maddeler, İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi’nin statüsünü düzenliyordu. Buna göre Boğazlar uluslararası deniz ulaşımına açık olacak, bölgenin yönetimi ise uluslararası bir komisyon tarafından yürütülecekti. Komisyon; Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya ve diğer ilgili devletlerin temsilcilerinden oluşacak, Osmanlı Devleti ise bu yapıda sınırlı bir temsil hakkına sahip olacaktı. Ayrıca Boğazlar bölgesinin önemli bir kısmının askerden arındırılması da öngörülüyordu.

Kürt Bölgeleri İçin Bir Süreç Tanımlandı

62-64. maddelerde, Fırat’ın doğusunda Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı bazı bölgeler için yerel bir yönetim düzeni hazırlanması öngörülüyordu. Antlaşmaya göre bu düzenlemelerin yürürlüğe girmesinden sonra belirli şartların oluşması hâlinde bölge halkı Milletler Cemiyeti’ne başvurarak bağımsızlık talebinde bulunabilecekti. Bu talebin kabul edilip edilmeyeceğine ise Milletler Cemiyeti karar verecekti.

İzmir ve Çevresi İçin Özel Bir Yönetim Modeli Oluşturuldu

65-83. maddeler, İzmir ve çevresinin yönetimini düzenliyordu. Buna göre bölgenin idaresi Yunanistan’a bırakılacak, Osmanlı Devleti ise belirli egemenlik haklarını kâğıt üzerinde koruyacaktı. Beş yılın sonunda yapılacak halk oylamasıyla bölgenin nihai statüsünün belirlenmesi planlanıyordu.

Ermenistan Bağımsız Bir Devlet Olarak Tanındı

88-93. maddelerde, Osmanlı Devleti Ermenistan Cumhuriyeti’ni tanıyordu. Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınırın belirlenmesi görevi ise hakem sıfatıyla Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Woodrow Wilson’a bırakılmıştı. Wilson’ın daha sonra açıkladığı sınırlar tarih literatüründe Wilson Tahkimi olarak anılmaktadır.

Osmanlı Ordusuna Ağır Sınırlamalar Getirildi

Antlaşmanın 152-207. maddelerinde, Osmanlı Devleti’nin kara, deniz ve hava kuvvetlerine ilişkin ayrıntılı hükümler içeriyordu.

Antlaşmaya göre Osmanlı ordusunun personel sayısı 50.700 kişi ile sınırlandırılıyor, zorunlu askerlik sistemi kaldırılarak yalnızca gönüllü askerlerden oluşan profesyonel bir ordu öngörülüyordu.

Ordunun sahip olabileceği silah ve mühimmat miktarı da sınırlandırılmıştı. Ağır topçu birlikleri, tanklar ve modern savaş araçlarının bulundurulmasına izin verilmiyor, silah ve cephane üretimi ile ithalatı da İtilaf Devletlerinin denetimine bırakılıyordu.

Osmanlı donanmasının büyük bölümü tasfiye ediliyor, yalnızca kıyı güvenliği ve karakol hizmetlerinde kullanılabilecek sınırlı sayıda savaş gemisinin elde tutulmasına izin veriliyordu. Hava kuvvetlerinin kurulmasına veya askerî amaçlarla uçak bulundurulmasına da izin verilmiyordu.

Bu hükümler doğrultusunda Osmanlı Devleti’nin askerî kapasitesi hem personel sayısı hem de teçhizat bakımından önemli ölçüde sınırlandırılıyordu.

Mali ve Ekonomik Düzenlemeler Yapıldı

Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin mali yapısına ilişkin de kapsamlı hükümler içeriyordu.

Devlet bütçesi, vergi sistemi ve kamu gelirleri uluslararası denetime açılıyor; Osmanlı Devleti’nin mali yükümlülüklerinin yerine getirilmesi için çeşitli komisyonlar oluşturuluyordu. Osmanlı Devleti’nin borçlarının ödenmesi ve gelirlerinin yönetimi de antlaşmada ayrıntılı biçimde düzenlenmişti.

Bunun yanında kapitülasyonlar yeniden yürürlüğe konuluyor ve yabancı devlet vatandaşlarına tanınan ekonomik ve hukuki ayrıcalıklar devam ettiriliyordu. Gümrük tarifeleri üzerinde Osmanlı Devleti’nin tek başına değişiklik yapabilmesi de çeşitli sınırlamalara tabi tutuluyordu.

Not: İlgili maddeler: Mali hükümler büyük ölçüde 231-260. maddeler arasında, kapitülasyonlara ilişkin hükümler ise 261 ve devamındaki maddelerde yer almaktadır.

Sevr Antlaşması Neden Yürürlüğe Girmedi?

Sevr Antlaşması hakkında en yaygın yanlış anlamalardan biri, imzalanmış olmasının yürürlüğe girdiği anlamına geldiğinin düşünülmesidir. Oysa uluslararası hukukta bir antlaşmanın imzalanması ile yürürlüğe girmesi aynı şey değildir.

Bir uluslararası antlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için, antlaşma metninde belirtilen onay sürecinin tamamlanması gerekir. Sevr Antlaşması’nın son protokolünde de bu süreç ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir.

Onay Süreci Tamamlanmadı

Sevr Antlaşması’nın son protokolüne göre antlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için taraf devletlerin onay belgelerini Paris’e teslim etmesi gerekiyordu. Antlaşma, imzalandığı tarihte değil; Osmanlı Devleti ile Birleşik Krallık, Fransa, İtalya ve Japonya’dan en az üçünün onay belgelerinin teslim edilmesinden sonra yürürlüğe girecekti.

Bu şartlar hiçbir zaman yerine getirilmedi. Bu nedenle Sevr Antlaşması, imzalanmış olmasına rağmen yürürlüğe girmedi.

Not: İlgili bölüm: Son Protokol (Ratification).

Türkiye Büyük Millet Meclisi Antlaşmayı Kabul Etmedi

Sevr Antlaşması’nın imzalandığı sırada İstanbul’da Osmanlı Hükûmeti görevini sürdürürken, Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi faaliyet gösteriyordu.

TBMM, Sevr Antlaşması’nı tanımadığını açıkladı ve antlaşmanın uygulanmasına yönelik herhangi bir adım atmadı.

Yeni Bir Barış Antlaşması İmzalandı

Sevr Antlaşması’nın öngördüğü hükümler uygulanmadan yeni bir barış süreci başladı. Bu süreç, 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasıyla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması yürürlüğe girmeden geçerliliğini kaybetti.

Sonuç

Sevr Antlaşması, 10 Ağustos 1920 tarihinde Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanmış, 433 maddeden oluşan kapsamlı bir barış antlaşmasıdır. Antlaşmada Türkiye’nin sınırlarından Boğazların statüsüne, askerî düzenlemelerden ekonomik hükümlere kadar birçok konu ayrıntılı şekilde ele alınmıştır.

Bununla birlikte, Sevr Antlaşması imzalanmış olmasına rağmen yürürlüğe girmemiş ve öngördüğü hükümler uygulanmamıştır. Daha sonra başlayan yeni barış süreci sonucunda Lozan Barış Antlaşması imzalanmış ve Sevr’in yerini almıştır.

Aradan geçen yıllara rağmen Sevr Antlaşması, hem Türk tarihi hem de uluslararası hukuk açısından incelenmeye devam eden önemli belgelerden biridir. Antlaşmanın hükümleri, imzalanma süreci ve yürürlüğe girmemesinin nedenleri, Osmanlı Devleti’nin son dönemini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecini anlamak açısından tarih araştırmalarında önemli bir yere sahiptir.

Reklamı Geç
interstatik reklam